Yarın, hatta belki de şu saatte, istediğin olabilirsin. Hayatın en güzel ama en berbat tarafı da bu. Seçim yapmak zorundasın. Pizza mı yesem, köfteyle mi yetinsem; arabayla mı gitsem metroyla mı; mavi süveteri mi alsam kırmızı pantolonu mu; şurda mı işe girsem yoksa buranın teklifini kabul mu etsem… Seç, beğen, al… 40 senen var. Öyle put gibi durup, sağa sola çekiştirip kendini yaşamak da var; bir “şey” için, tek bir “şey” için didinip durmak da. Çok mu bireysel gelişim oldu, dur o zaman biraz düzeltelim.
7 yaşına kadar başına ne geldiyse, sen o’sun. Talihsizlik şu ki, 7 yaşına kadar yaşadıklarının çoğunu hatırlamıyorsun. 20-30 arasında da ben kimim diye dolanıp duruyorsun. iyidir ama, ben kimim demek, bünyeyi sıkı tutar, fünyeyi de rahatlatır. yok yanlış yazmadım. bünyeyi bünye yapan fünyedir. Şu kişisel gelişim kitapları da sana ilk önce şunu söyler: Kendini değiştir, onu değiştir, bunu değiştir. Mümkün mü? Bilimsel açıdan bakarsak mümkün değil.
Amatör ruhlu profesyonel ilişk’ci haykırır, içten, dokunaklı bir sesle: “Ben yanlışımı anladım Ayşe, ben artık değiştim ve sana geri dönmek istiyorum.” Ayşe bu dokunaklı konuşmadan -nasıl bir dokunaklılık, duyargaçhane durum var anlamadım ama- etkilenir, durumu anlar. Ahmet’e şunu der: “Tamam o zaman şöyle şöyle yapalım bundan sonra… Sevgili Ayşe Ahmet’e döner.
İşte büyük gerçek: Bunların tamamı palavra, kuyruklusundan, zillisinden yalan… Kimsenin değiştiği, değişeceği filan yok. En iyi ihtimal bakış açısı değişir yoksa temelde o adam aynı adamdır. Peki Ayşe bunu takar mı, %99 takmaz, çünkü Ayşe, o bizim çok bildik deyimle, bildiğini okur. Adamı sevgiyle bağrına basar, ilişki yeniden başlar ve devam eder. Ayşe ve Ahmet mutlu mesut hayatlarına devam ederler. Ne güzel değil mi? Onun için hala Titanic izliyoruz, olabilir be! diyen iç sesimizi mutlu etmek için. Gerçek hayatta Ahmet’le Ayşe en az 100 kez ayrılıp, 101 kez yeniden başlarlar. Ayşe de, Ahmet de kişisel gelişim kitapları okurlar, listeler yaparlar, terapilere devam ederler, zamanlarını, paralarını ve hiç de umursamadıkları hayatlarını heba ederler…
Hayatını heba etmek… Ağır değil mi, bildiğin kurşun, bildiğin ağır… Buradaki isimleri ve olayları çıkart, yerine senin, başkasının ismini koy. Aşk meşk de olmasın ortada, iş güç olsun hiç olmadı. Aynı şey.
40 senen var. Seçim senin. Değişmeyeceğini biliyorum. O zaman çok daha akıllıca bir seçenek var. Ki bu da birçok kişisel gelişim kitabında yazar. Çoğu kez kıyıda köşede kalmıştır. Madem sen değişmiyorsun o zaman dünyayı değiştir. Ahmet’le Ayşe’yle uğraşma. Dünyayı değiştirmeye bak. Klişe değil mi? Dünyanın en anlı şanlı klişelerinden biri. Dünyayı değiştir… Ama nasıl? (Devam edecek…)