Eksi puan verArtı puan ver
(henüz oy yok)
Loading ... Loading ...

Türkiye, seçim nedeniyle yaptığı yerel yönetim yatırımları nedeniyle bütçedeki imkânlarını sonuna kadar kullanmış durumda. Bundan sonra kriz nedeniyle kullanılabilecek her imkân, bütçe açığının daha yukarılara gitmesine yol açacak. Oysa krizin geldiği nokta itibariyle çok daha fazla vergi indirimi ve teşvik edici harcama yapmamız gerekiyor.

Bir süredir finansal olmaktan çıkıp ekonomik hale gelen küresel kriz, işsizlik oranlarının hızla artmasıyla ekonomik ve sosyal kriz konumuna gelmeye başladı. Buna karşın çözümler sosyal alanlardan çok ekonomik alanlardan gelecek. O nedenle de her ülke kendine göre bir takım ekonomik önlemler alıp uygulamaya çalışıyor. Bu önlemler arasında başta bankalar olmak üzere özel kesim kuruluşlarına sermaye enjeksiyonları, çeşitli kesimlere yapılan nakdi destekler, mevduata verilen garantiler, merkez bankalarının verdiği likidite ve açığı krediler, vergi indirimleri, çeşitli kamu harcamaları gibi birçok önlem var.

Örneğin Fransa, Almanya, Japonya ve ABD kamu harcamalarına ağırlık verirken İngiltere, Çin ve Rusya vergi indirimlerine ağırlık veriyorlar. Bununla birlikte bütün bu ülkeler her iki alanda da önlem alıyorlar. Yani ağırlık verdikleri alan dışmdakinde de gerekli düzenlemeleri yapıyorlar. Bazı ülkelerde harcamalar altyapı yatırımlarmda yoğunlaşırken bazı ülkelerde sağlık, eğitim ve çevre alanlarında harcamalar artırılıyor. Vergi önlemleri arasında gelir, kurumlar vergileriyle dolaylı vergilerde indirimler, amortisman hesaplarında teşvikler, yatırım teşviklerinde artışlar gibi önlemler yer alıyor.

Bu kadar yüksek ve çeşitlendirilmiş desteğe karşın krizin sonuna gelindiğine ya da daha popüler bir deyişle krizin dibinin göründüğüne ilişkin bir işaret henüz yok. Piyasalar, ABD, Avrupa ya da başka bir bölgeden gelen haberlerle bir gün çıkış, ertesi gün iniş göstermeye devam ediyor. Piyasalar üzerindeki en önemli etki genellikle ABD ekonomisinden ya da piyasalarından gelen haberler üzerine oluşuyor.

KÜRESEL KRİZE ORTAK ÇÖZÜM ARAYIŞI: LONDRA ZİRVESİ

Küresel krize ortak bir çözüm bulmak ve gelecekte bu tür krizler yaşanmamasını sağlamak için ortak kararlar alabilmek amacıyla düzenlenen Londra zirvesinden çeşitli kararlar çıktı. Kasım 2008′de yapılan Washington zirvesinin devamı niteliğinde düzenlenen bu zirvede bir araya gelen G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları birlikte çalışmaya ve küresel finans sistemini desteklemeye karar verdiler. Bu çerçevede ortaklaşa atılacak adımlar arasında şunlar yer alıyor:

- Likidite desteği sağlanması, finans kuruluşlarının yükümlülükleri karşılığında devlet garantisi verilmesi,

- Finans kuruluşlarına sermaye enjeksiyonu yapılması,

- Tasarruf ve mevduatın korunması,

- Değerini tümüyle ya da büyük ölçüde yitirmiş varlıkların devralınması da dahil olmak üzere bankaların bilançolarının güçlendirilmesi.

G20 temsilcileri, bankaların aktiflerinde bulunan bozuk varlıkların onların kredi açma yeteneğini son derecede düşürdüğünü, bunun da ekonominin canlanması konusunda önemli bir engel oluşturduğu konusunda düşünce birliği içinde bulunduklarını vurguluyorlar.

Londra zirvesinde vurgulanan bir başka konu da uluslararası işbirliğinin önemi… G20 temsilcileri uluslararası işbirliğine dayalı olmayan çözüm arayışlarının yararlı olmadığını kabul etmiş görünüyorlar.

Bütün bu vurgulamalara karşın ben halen uluslararası koordinasyondan uzak olduğumuzu düşünüyorum. Tersine bütün açıklamalara karşın henüz küresel düzenlemeyi yönetecek, ülkelerden bağımsız bir kurum oluşturma yönünde bir gelişme görülmüyor. Birçok kişi IMF’yi geliştirmekten, onun kaynaklarını artırmaktan söz ediyor ama IMF’nin ABD’den bağımsız bir yapıya kavuşturulmasını vurgulayan hâlâ yok.

Birçok kez söylediğim görüşümü bir kez daha ortaya koymak istiyorum: IMF’nin bugünkü parasal destek işlevleri, Dünya Bankası’na devredilmelidir. IMF, adı ve yapısı korunarak Dünya Bankası’nın bağlı kuruluşu haline de getirilebilir. Buna karşılık IMF’nin personel sayısında ciddi indirimler yapılmalı ve kurumsal maliyeti düşürülmelidir. Uluslararası finans sistemini düzenlemek ve gözetlemek üzere de ayrı bir kurum kurulmalıdır. Bu kurumun sermayesi eşit paylara bölünmeli, bütün ülkeler buna eşit oranda katılmalı, hiçbir ülkeye veto yetkisi verilmemelidir. Ancak böyle bir kurum küresel finans sistemini gözetebilir.

TÜRK USULÜ ÖNLEMLER VE GERÇEK DÜNYAYA DÖNÜŞ

Hükümet, Mart ayı içinde kriz önlemlerini açıkladı. Bunlar arasında geçici KDV ve ÖTV indirimleri gibi asıl olarak otomotiv ve beyaz eşyadaki stoklan eritmeyi hedefleyen indirimler yer alıyor. Gayrimenkuldeki KDV indirimi ise 150 metrekareye kadar olan evlerde KDV oranı zaten yüzde 1 olduğu ve evlerin yüzde 95′i 150 metrekareden küçük olduğu için hemen hemen hiçbir anlam taşımıyor. Bu önlemler içinde otomotive yönelik olan vergi indirimlerine toplumun reaksiyonu olumlu oldu ve son dönemde neredeyse tamamen durmuş olan otomobil satışları birden hızlanmaya başladı. Aslında bu önlemin geç bile kaldığı söylenebilir. Eğer bu indirimler birkaç ay önce yapılmış olsaydı piyasanın canlanmasına daha önceden katkıda bulunması mümkün olabilirdi. Öteki önlemlerin katkısı ise çok zayıf kaldı. Dolayısıyla bu önlemlerin ekonomiyi canlandırmaya sınırlı katkısı olacak gibi görünüyor.

Ocak-Şubat aylarına ilişkin iki aylık toplam Hazine nakit dengesinden hareketle yaptığım tahminler, ilave hiçbir düzenleme yapılmadığı takdirde, 2009 yılı bütçe açığının 100 milyar TL dolayında olacağını gösteriyor. Bu miktar 10 milyar TL olarak hesaplanıp ilân edilmiş olan başlangıç bütçe açığına göre 10 kat sapma demektir. Bu yılın gayri safi yurtiçi hasılasının 1 trilyon TL’den yukarıda olmayacağını düşünüyorum. Bu durumda “bütçe açığı / GSYH” oranı, yüzde 10 dolaymda olacak demektir. Bu oran bizim kriz nedeniyle bütçede atabileceğimiz adım kalmadığını ortaya koyuyor. Yani Türkiye, seçim nedeniyle yaptığı ve geri dönüşü yok denecek kadar düşük olan, yerel yönetim yatınmları nedeniyle bütçedeki imkânlarını sonuna kadar kullanmış durumda. Bundan sonra kriz nedeniyle kullanılabilecek her imkân, bütçe açığının daha yukarılara gitmesine yol açacak.

Oysa krizin geldiği nokta itibariyle bizim daha fazla vergi indirimi ve teşvik edici harcama yapmamız gerekiyor. İşte tam o noktada seçim bittiği için IMF ile anlaşmanın da devreye girmesi mümkün görünüyor. Seçimden hemen sonra bütün düzeltilmiş sayıların ve oranların ortaya dökülmesi, bir hayli moral bozucu bir tablo çıkaracak ortaya. Yani sizin anlayacağınız seçimden sonra sanal dünyadan gerçek dünyaya sert bir iniş yapacağız.

Bütün bunlaraJcarşın bizim FMF’yi de ikna ederek kamu harcamalarını artırmamız ve vergilerimizi düşürmemiz gerekiyor. Bu harcama artışının tüketicilere ek harcama imkânı verilmesi biçiminde yapılması şart. Çünkü ancak bu yolla talebin canlandırılması sağlanabilir. Bir yandan da vergilerde mdirim yapılması ve bu mdirimin açıklanan paketteki gibi sınırlı değil daha yaygın olması gerekli. Özellikle KDV ve ÖTV gibi alışverişe yönelik vergilerin oranlannın düşürülmesi, hem yaygın hem de hızlı bir etki yaratabilir. Seçimler nedeniyle bozulmaya başlamış olan bütçe açığının biraz daha bozulmasma yol açacak bu gelişimi göze almak zorunlu görünüyor. Aksi takdirde bütçe açığını küçük tutma uğruna ekonomiyi deflasyona sokmak gibi bir riskle karşılaşırız. Hiç kuşkusuz bu harcama artışı ve vergi mdmmlerinin tek kaynağı olarak borçlanmanın artırılması söz konusu olacak. Yani devlet bir yandan parası olanlardan borç alırken, aldığı bu borcu parası olmayanlara vererek talebi artırmaya çalışacak. Burada kritik meselelerden birisi IMF’nin bu tür bir politika uygulamasına ne diyeceği konusudur. Ben bütün dünyada bu tür uygulamalara destek veren IMF’nin Türkiye için de bu yaklaşımı kabul edebileceği düşüncesindeyim.

Bütün ekonomilerle birlikte biz de uzunca bir aradan sonra Keynesyen dünyaya geri dönüş yapma yoluna girmiş bulunuyoruz. Bir zamanlar Keynesyen yaklaşımları yerden yere vuranlar şimdi o eski politikaları krizden çıkışın can simidi olarak görüyorlar.

G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanlarının biraraya geldiği Londra zirvesinde uluslararası işbirliğinin önemi ısrarla vurgulandı. Bütün bu vurgulamalara karşın ben halen uluslararası koordinasyondan uzak olduğumuzu düşünüyorum. Tersine bütün açıklamalara karşın henüz küresel düzenlemeyi yönetecek, ülkelerden bağımsız bir kurum oluşturma yönünde bir gelişme görülmüyor.

MAHFİ EĞİLMEZ

Yorum Yok
  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın

Web Analytics