<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eğitişim Blog &#187; kariyer koçluğu</title>
	<atom:link href="http://www.egitisim-blog.com/kategori/kariyer-koclugu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.egitisim-blog.com</link>
	<description>Kariyer Rehberi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 14:57:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>DERDENGAT—KÖYÜN DEVi</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/derdengat%e2%80%94koyun-devi/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/derdengat%e2%80%94koyun-devi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 12:31:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Eğitişim Kariyer Enstitüsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[bunca insan]]></category>
		<category><![CDATA[değişik özellik]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[konuk yazar]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[köyün devi]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj ulaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2446</guid>
		<description><![CDATA[<p>Çok çok uzakta bir köyde Derdengat isimli bir dev yaşarmış. Bu dev çevresi tarafından sevilen, saygı gören ama bir o kadarda anlaşılamayan biriymiş. Derdengat oldukça farklı olmasına karşın köyde herkesin zaman geçirmekten zevk aldığı bir kişiymiş. Gününün çoğunu çalışarak geçirirmiş. Kalan vaktini de ailesi, arkadaşlarına ve kendisine ayırırmış. Gerçi gerek evde, gerekse diğer ortamlarda farklılığı zaman zaman çatışmalara yol açabiliyormuş. Çoğu kez kendini ifade etmekten sıkılırmış. Bunca insana rağmen yalnız  hissedermiş. Diğer taraftan değişik özellikleri ona bir avantajda sağlamış. Çevresindekiler farklı bakış açısından ötürü birçok konuda fikrini alır ona saygı duyarlarmış. Derdengat durmaksızın bildiklerini paylaşmak istermiş. O kadar çok anlatmak istermiş ki gördüklerini, yaşadıklarını çünkü herkese öğrendiğini öğretmek insanlara yardımcı olmak onun için bir keyifmiş. Tam bir ışık olamadığının farkındaymış&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok çok uzakta bir köyde Derdengat isimli bir dev yaşarmış. Bu dev çevresi tarafından sevilen, saygı gören ama bir o kadarda anlaşılamayan biriymiş. Derdengat oldukça farklı olmasına karşın köyde herkesin zaman geçirmekten zevk aldığı bir kişiymiş. Gününün çoğunu çalışarak geçirirmiş. Kalan vaktini de ailesi, arkadaşlarına ve kendisine ayırırmış. Gerçi gerek evde, gerekse diğer ortamlarda farklılığı zaman zaman çatışmalara yol açabiliyormuş. Çoğu kez kendini ifade etmekten sıkılırmış. Bunca insana rağmen yalnız  hissedermiş. Diğer taraftan değişik özellikleri ona bir avantajda sağlamış. Çevresindekiler farklı bakış açısından ötürü birçok konuda fikrini alır ona saygı duyarlarmış. Derdengat durmaksızın bildiklerini paylaşmak istermiş. O kadar çok anlatmak istermiş ki gördüklerini, yaşadıklarını çünkü herkese öğrendiğini öğretmek insanlara yardımcı olmak onun için bir keyifmiş. Tam bir ışık olamadığının farkındaymış her şey rağmen en azından bu insanlara bir ayna olmak ışığı yansıtmayı amaç edinmiş. Bazen sıkılırmış konuşurken çünkü karşıdakine tam ulaşmazmış mesaj, ayrıca artık kendi yeni bir şey duyamaz olmuş. Köyde de keşfedecekleri de oldukça azalmış. Bulunduğu yerden gördükleri göz hizasıyla sınırlıymış. Derdengat’ın içini derin bir sıkıntı ve huzursuzluk kaplamış. Ne para kazanmak için gittiği çiftlikte yaptıkları, ne işi bittiğinde yaptıkları ona bir şey katmaz olmuş. Boş kaldığında bol bol yeni deneyimler edinmek istemiş ama orda bile kendini tekrarlamaya başladığını fark etmiş. O kadar işinde pratiklik kazanmış ki, işi çabucak bitiyor ve boşa geçirmek zorunda olduğu saatler başlıyormuş. Sonuçta iş bitse de çiftlikte kalmak zorundaymış.</p>
<p>Onun farklı bir bakışa, farklı bir çevreye ihtiyacı varmış. Bunu bilmesine karşın nasıl yapacağını bilmiyormuş. Köyde bulamadığını acaba köy dışında bulabilir miyim diye düşünmüş. Ama dışarı çıkmak adeta imkânsızmış. Köyün etrafı oldukça sık ve uzun ağaçlardan oluşan bir ormanla çevriliymiş. Orman içindeki vahşi hayvanlarda, tüm köy halkının dilindeymiş. Şimdiye kadar hiç kimse o ormanı geçmeyi aklından bile geçirmemiş. Geceleri vahşi hayvan sesleri köye kadar ulaşırmış.</p>
<p>Yemeği, kalacak yeri, işi, arkadaşları ve ailesi de köydeyken neden birisi bu köyü terk etmeyi düşünsün ki dermiş köy ahalisi. Bu Derdengat’ın huzursuzluğuna engel olmazmış zamanın akıp gidiyor olması onu daha çok düşünmeye sevk ediyormuş.</p>
<p>Ormanda ya da ötesinde ne var gitmeden nasıl görebilirim diye düşünmüş. En azından bir fikir sahibi olabilirim demiş kendi kendine ve köyün en yüksek tepesine tırmanmaya karar vermiş. Uzun bir yürüyüşten sonra köyün en yüksek noktasına ulaşmış. Köyü o kadar küçük görünüyormuş ki bu mesafeden her şey daha bir sığ ve anlamsız gelmiş. Ormanın ilerisini görmeye gayret etmiş ve siluet halinde çok farklı bir şehir görünmekteymiş. Hem de onların köyüyle kıyaslanamayacak kadar görkemli görünen binalar sislerin arasından belli belirsiz görünmekteymiş. Gördüklerini paylaşmak istemiş ama ağzını açtığı an onu vazgeçirecek bir tavırla karşılaşmış hep. Bir süre sonra kimseye yeni bir şeyden bahsetme hevesi kalmamış.</p>
<p>Günler geçtikçe Derdengat içine kapanmaya başlamış, ne bir şey yapmak ne de herhangi bir arkadaşıyla konuşmak istiyormuş. Eve döndüğünde de, ne zaman ağzını açacak olsa farklılığını fark edip keyfi kaçtığından susmayı yeğliyormuş. Ama bu ne huzursuzluğunu ne de içindeki boşluk hissini gidermiyormuş. Hep bir köşelerde kendi kendine düşünüyor ve kafasını uzattığında ormanın çok ötesinde gördüğü enteresan şehri merak ediyormuş. Hatta birkaç kez etrafındakilere göstermek istemiş o şehri, ama çoğu kişi tepeye çıkmayı reddetmiş.</p>
<p>Kimisi çıkmayı başaramadan korkusundan yarı yolda pes etmiş. Sadece en yakın dostu Yamet omzuna çıkıp onunla aynı görüntüye bakıp aynı heyecanı duyabilmiş. Ama Yamet kendini oraya gitmeye köyünü geride bırakmaya şimdilik hazır hissetmiyormuş, hem zaten dev olan ben değilim ki diyormuş, ama arkadaşını çok iyi anlıyormuş. Her fırsatta ona “Gitmelisin sen devsin o yolu kolayca aşabilirsin ilerisini görebildiğini bir orman’ı neden aşamayasın. Yol uzun ve engelli bir yol ama eminim ki o şehre öyle ya da böyle ulaşacaksın.” dermiş.</p>
<p>Derdengat bu destekten çok güç alıyormuş. Derdengat’ta küçük bir çocukken çok büyük bir gariplik hissetmemiş ama büyüdükçe her şey değişmiş ya da onun farkındalığı artmaya başlamış. Çünkü herkes bir şekilde ona farklılığını hissettirmiş. Onun bu değişimi ailesiyle de ayrımlara gitmesine neden olmuş. Çirkin ördek yavrusu masalındaki çirkin ördek gibi hissedermiş bazen kendini. Diğer kuğuları bulması gerektiğini düşünüyormuş en azından onlarla tanıştığında nereye ait olduğuna daha iyi kanaat getirebilirmiş. Ve kararını vermiş. Yarın güneşin ilk ışıklarıyla köyü terk edip o yüksek binalara doğru yol almaya karar vermiş.</p>
<p>Kararını açıkladığında onaylayanlardan çok karşı çıkan ve bu yolu asla tamamlamayacağını söyleyenler olmuş. Ailesi bu yolculuğu onaylamasa da engel olmamış çünkü Derdengat’ın ancak böyle mutlu olacağını biliyorlarmış.Son hazırlıklarını yaptıktan sonra Derdengat büyük bir heyecanla uykuyu dalmış ve sabahın ilk ışıklarıyla herkesle vedalaşıp yola çıkmış. Dostu Yamet’e bu kararıma çok destek oldun ve eğer bu yolu tamamlarsam büyük ölçüde senin verdiğin cesaret ile olacak deyip tekrar teşekkür etmiş ve ormana doğru ilk adımını atmış. Rotası belliymiş ve yanında ona 1 ay yetecek kadar yiyeceği varmış. Yemyeşil ve uçsuz bucaksız ormandaki yürüyüşü, kuş sesleriyle renklenmiş. Keyfi çok yerindeymiş. Etrafında daha önce hiç görmediği bitkiler ve meyve dolu el değmemiş ağaçlarla bezeliymiş. Böyle günlerce yol almış, tek kaldığından oldukça fazla düşünme fırsatı olmuş. Yeni deneyimlerini not edip bu sayede ileride her daim hatırlayacağı anılar  oluşturuyormuş. Yaklaşık 3 hafta, ormanda yeni yeni güzellik keşfederek yol almış. Bu arada birçok badirede atlatmış. Zehirli otlar yüzünden ayakları davul gibi şişmiş. Nehri geçerken kayarak kolunu incitmiş ve uzun süre tek kolunu kullanarak devam etmiş. Birçok böcek tarafından sokulmuş. Yemeklerinin bir kısmını hayvan istilasında kaybetmiş. Aslında her biri ayrı ayrı sıkıntı oluşturan bu durumlar o hayal şehri ve kendi gibi devleri  hayalinde canlandırınca çok küçük detaylar olarak geride kalmış. Yollarda geçen bir ayın ardından artık yiyeceksiz ve bir o kadarda yıpranmış hale gelmiş. Zaman zaman geçtiği yerlerden tekrar geçtiği düşüncesine kapılıp morali altüst olmuş. Ama artık geride dönemezmiş ya bu ıssız ormanda yaşayacak ya da devam edecekmiş. Ama artık ilk yola çıktığındaki kadar şevkli ve hızlı ilerleyememiş. Yiyecek sorununu ormanda bulduğu meyve ve değişik ufak böceklerle gidermiş. Su sıkıntısı hiç olmamış zaten orman çok cömertmiş sürekli yağmur yağmış ya da bir su kaynağı illaki karşısına çıkmış. Artık ne kadar yolunun kaldığını çok merak etmeye başlamış ve bir şekilde bunu öğrenmek istemiş. Bunun en iyi yolu o dev ağaçlardan birine tırmanmak olarak belirlemiş. Ama ağaçlar yosun kaplı ve çok kayganmış ayrıca dallar arasında çok mesafe varmış. O an için ani bir kararla kendisine sarmaşıklardan ve bulduğu farklı bitkilerden bir sistem kurmuş. Neredeyse bir gününü çevresindeki en yüksek ağacın en tepesine çıkmak için kullanmış. En sonunda en tepe olmasa da yeterince yüksekliğe ulaştığında hala bir şey görmediğini fark etmiş ama daha fazla çıkacak gücü kalmamış. O gece ağacın tepesine kendini güvenli bir şekilde bağlayıp o rahatsız yerde bitkinlikten baygın düşmüş. Gözlerini açtığında yeni bir gün başlamış, son gücüyle ağaca tırmanmaya devam etmiş. Çok az yol kat edebiliyormuş. Derken ayağının kaymasıyla kendini ağacın yarısına kadar düşmüş ve sarmaşıktan aşağı sallanır halde bulmuş.</p>
<p>Bu saatten sonra tekrar tırmanmak istemediğini fark etmiş ve kendini olduğu gibi sarmaşıktan aşağı bırakmış. Geceyi o ağacın altında geçirmiş. İki gününü ve oldukça fazla enerjisini sarf etmiş ama üzülmüyormuş, bu yolculuk ona sabrı çok iyi öğretmiş. Her şeyin bir nedeni olduğunu düşünüyormuş. Belki de o ağacın tepesinden göreceklerimi şuan görmemem gerekiyor demiş kendi kendine.</p>
<p>Ormanda geçen yaklaşık iki ay sonunda bir gece uyumaya hazırlanırken aniden gözünü kamaştıran ışıkları fark etmiş. Ne yapacağını şaşırmış, belli ki yaşam belirtisiymiş bu ve çok yakındaymış. Hemen koşarak ışığa doğru yönelmiş. Tepeden hayal meyal görebildiği şehir önündeymiş.</p>
<p>Önünde ışıklı ve daha önce hiç görmediği kadar yüksek binalar varmış. Öyle ki köydeki tüm evleri üst üste koysan ulaşılamayacak yükseklikteymiş, içini derin bir heyecan kaplamış. Sanki onca yaşadığı gün hiç yaşanmamış. İnsanları çok merak etmiş, etrafta bir dev daha görebilme ümidiyle binalara doğru yürümüş. Bu kadar yüksek yapılarda, köyündeki gibi cüceler yaşıyor olamaz diye düşünmüş.</p>
<p>Ortamda, büyüleyici ışıklar ve birçok gökdelen, parklar, alabildiğine uzanan geniş asfalt yollar varmış. Saat çok geç olmalı diye düşünmüş, çünkü etrafta hiç kimseler yokmuş. Zaten o da çok  yorgunmuş kendine güvenli bir yer bulup uykuya dalmış. Güneşin ilk ışıklarıyla gözünü açtığında gördüğüne inanamamış. Adeta gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olmuş. Karşısında kendisinde misli misli büyük insanlar varmış. Birkaçıyla sohbet etmek istedi şaşkınlığına hakim olmaya çalışıyormuş. Çünkü bu devlere ”küçük adam Derdengat” garip gelmemiş ama birçoğu onunla konuşurlarken sıkılmışlar çünkü ses tonlarını düşürmeleri, daha tane tane ve açıklayıcı konuşmaları gerekiyormuş. Bu da çok yorucuymuş. Derdengat’ta zaten hayatında ilk kez hiç duymadığı ve tek kelimesini anlayamadığı sorularla karşılaşmış. Kapasitesi çok zorlanmış. Şok olmuş. Senelerdir hep kendisini bir DEV zannederken bu karşılaşmayla hem bir dev olmadığını hem de daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu görmüş. Köyde ona her fırsatta farklı olduğunu; diğerlerinden daha güçlü, daha zeki, daha bilgili olduğu kocaman bir dev olduğu defalarca söylenmişti. Ama o dev değildi sadece senelerce cücelerle yaşamıştı…</p>
<p>Peki, şu aşamada ne yapmalı diye düşünmüş? Sakin bir köşeye geçip seçenekleri iyice gözden geçirmiş. Ya buradan kalıp her anlamda devleşmek için mücadele verecek ve buradaki gelişmiş yöntemlerden yararlanmakmış ya da kendisi gibilerin olduğu bir yer için yola düşmemiş yapacağı. Bu gördüklerinden sonra geri dönmek bir seçenek bile değilmiş. Ama ikinci seçenek onu bir şüpheye sevk etmiş. Yeni ve hangi yolu izleyeceğini bilmediği yeni bir keşif macerasına atılmak ona çok cazip gelmemiş. Hem de kendisi gibilerin olduğu yerde huzur bulabileceğinden emin olamamış. Kendim gibilerin yanında, hiç bir şey için uğraşmak zorunda kalmayacağım rahatça konuşup, anlaşılıp yaşayıp gideceğim ama böyle gelişmiş mi olacağım.</p>
<p>Sonuçta; başta sıkıntı yaratacak ve zorluklar peşini bırakmayacak olsa da “Devler Ülkesinde” kalmaya karar vermiş. Tüm zamanını bu dünyayı anlamaya ve kendini geliştirmeye adamış. Hatta yavaş yavaş ondaki potansiyeli gören yeni arkadaşlarla bazı aktivitelerde fikirlerini paylaşma imkânı bulmuş. Gittiği sosyal ortamlarda mutlaka onu dikkatle dinleyen birilerini buluyormuş hatta bu ortamlarda sonradan devleşen insanlarla da tanışmış. Onlarda Derdengat’a ilham olmuş. Hala onlarla istediği süreklilikte bir çevre kuramasa da anlık sohbetler ve buluşmalardan aldığı hazla yetiniyormuş. Artık devlere ulaştım bir şekilde şuan çok fazla çabayla kurduğum iletişim ileride bir refleks halini alacağından eminim diyormuş. İlk başlarda yalnız kalmakta sadece şimdilik ödenen bir bedel bunun için değer diye düşünmüş. Ama her zaman aklının bir köşesinde ailesi, Yamet ve köyü hep olmuş. Gerçek bir deve dönüştüğünü hissettiği gün, haftalarını geçirdiği o ormanı çok çok daha kısa bir sürede kolayca geçecek ve onları da şehrin büyüsüne katmak için ilham olup belki de peşinden sürükleyebileceğim diye geçirmiş içinden. Bunu şimdiden bilemezmiş ama bildiği tek şey yılmadan devam etmesi gereken serüveniymiş… Belki de etrafındaki Dev’lerde ona zamanla göreceli olduğunu fark edecekmiş. Gökdelen şehrinin ötesini keşfedermiş belki bir gün?</p>
<p>Serüvenin bir sonu olmadığını asla göz ardı etmemiş, zaten bir sonda aramıyormuş. Gelişimi esnasında kazanımlarıyla yaşamını anlamlandırıyormuş. Derdengat bilinçli bir hayat macerasına böylece koyulmuş her an ona yeni bir serüven olmuş…</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> Derya Demet</em></strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fderdengat%25e2%2580%2594koyun-devi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/derdengat%e2%80%94koyun-devi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer Koçluğu: Eyleme Geçmek</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-eyleme-gecmek/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-eyleme-gecmek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 10:25:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altan Özen</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[eyleme geçmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2426</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>“Bilge kişi, eylemde bulunarak yaşar,</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>eylemde bulunmak hakkında düşünerek değil”</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Carlos Casteneda</strong></p>
<p>Bizde de derler ki “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!”. Ayrıca da “lafla peynir gemisi yürümez” de denir. Kültürel farklılık açısından baktığımızda bir tarafın eyleme geçmesini engelleyen “düşünmek” diğer tarafı engelleyense “konuşmak”. Bu ironik farklılık sonucu değiştirmiyor, işe koyulunmadığı sürece…</p>
<p>Herhangi bir konuda başarıya ulaşmak için 3 B’ye ihtiyacımız olduğu söylenir: Bilgi , Beceri, Bakış açısı (Olumlu bir bakış açısı). Bu üçlünün bir unsura daha ihtiyacı olduğunu görmek lazım: Uygulama –ya da bir diğer deyişle eyleme geçmek.- Eyleme geçmediğimiz sürece çok fazla şeyi değiştiremiyoruz sonra da “aynı tas aynı hamam” diyoruz. <strong>Peki farklı bir hamam olması için biz ne yapıyoruz? </strong>Bu soruyu sorduğumuz anda cevaplar da önümüze geliyor zaten.</p>
<p>Doğru yönde eyleme geçebilmek ve&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><em>“Bilge kişi, eylemde bulunarak yaşar,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>eylemde bulunmak hakkında düşünerek değil”</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Carlos Casteneda</em></strong></p>
<p>Bizde de derler ki “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!”. Ayrıca da “lafla peynir gemisi yürümez” de denir. Kültürel farklılık açısından baktığımızda bir tarafın eyleme geçmesini engelleyen “düşünmek” diğer tarafı engelleyense “konuşmak”. Bu ironik farklılık sonucu değiştirmiyor, işe koyulunmadığı sürece…</p>
<p>Herhangi bir konuda başarıya ulaşmak için 3 B’ye ihtiyacımız olduğu söylenir: Bilgi , Beceri, Bakış açısı (Olumlu bir bakış açısı). Bu üçlünün bir unsura daha ihtiyacı olduğunu görmek lazım: Uygulama –ya da bir diğer deyişle eyleme geçmek.- Eyleme geçmediğimiz sürece çok fazla şeyi değiştiremiyoruz sonra da “aynı tas aynı hamam” diyoruz. <strong>Peki farklı bir hamam olması için biz ne yapıyoruz? </strong>Bu soruyu sorduğumuz anda cevaplar da önümüze geliyor zaten.</p>
<p>Doğru yönde eyleme geçebilmek ve boşa kürek çekiyor olmamak için öncelikle farklı hamamı tanımlamamız yani hedefimizi belirlememiz gerekli. Hedefimizi belirledikten sonra ona doğru bir minik adım atmak bile bizi olduğumuz yerden çok farklı bir noktaya taşıyor. Buna rağmen <strong>çoğu zaman içimizdeki atalet duygusunu yenip o minik adımı atmaktan uzak duruyoruz.</strong> Neden? Bir çok farklı nedeni olabilir bunun: kafamızda çok büyütmüş olabiliriz, alışkanlıklarımız engel oluyor olabilir, mevcut durumu değiştirmekle ilgili korkularımız olabilir, alacağımız sonuçla ilgili beklentimiz net olmayabilir, önceliklerimizi tam belirleyememiş olabiliriz… bu ve benzeri sebepler bizi adım atmaktan alakoyabilir.</p>
<p><strong>Peki adım atmadığımızda ne yaşıyoruz? Derin bir mutsuzluk. </strong>Çünkü adım atmadıkça olduğumuz yerde saydığımızı hissediyoruz, hep başkalarının programlarını yaşadığımızı düşünüyoruz, kendimize ait bir zamanımızın kalmadığını görüyoruz ve sonuçta bu da bizi derin bir mutsuzluğa sürüklüyor. Çıkış yolunu gözden yitiriyoruz.</p>
<p>Çıkış yolu nerede? Ilk ve en kolay küçük adımı atmakta belki. Tabii once bunun ne olduğunu belirlemek lazım. Ben hangi küçük adımı atarsam hedefime doğru yolculuğu başlatmış olurum? Bunu bazen bilsek dahi yapamayabiliyoruz. İşte bu noktada da biraz güven tazelemesine ihtiyacımız var. Kendimize olan güvenimizi arttırdığımızda ya da hatırladığımızda o bahsettiğimiz küçük adımı çoktan atmış olacağız ve belki de sonraki adıma hazırlanıyor olacağız. Almak istediğimiz sonuçlara doğru ne kadar çok adım atarsak değişim ve gelişim o kadar hızlı olacak. Peki kendimize bir test yapalım; bir günlük faaliyetlerimizin bilançosunu çıkaralım. Bunların arasında gerçekleştirdiğimiz hangi faaliyetler bizi sonuçlarımıza taşımakla ilgili? %’de kaçı bizi hedeflerimize taşıyacak, %’de kaçının hiç bu hedeflerle alakası olmayacak? Sonuç etkileyici olabilir.</p>
<p>Pareto’nun 80/20 kuralını hatırlarsak biraz daha hızlı harekete geçebiliriz. Pareto Kuralı’na göre herhangi bir işte sonuçların 80%’i girdilerin sadece 20%’sinin etkisiyle oluşuyor. Yani hayatınız boyunca yaptığınız işlerin aslında küçük bir kısmı (20 %) sizin şu andaki basarı, mutluluk, gelir vs…nizin 80% ini belirliyor. Bir başka deyişle biz pek çok ama önemsiz işler için (sonuçlarımıza %20 etki eden) zamanımızın %80’ini harcıyoruz. Sonra da yine aynı noktaya geliyoruz: “aynı tas aynı hamam” ; “sıfıra sıfır, elde var gene sıfır” noktasına… Pek az ama önemli işler için ise zamanımızın %20’sini harcıyoruz ve işte bu %20 sonuçlarımızın %80’ine etki ediyor.</p>
<p>Sonradan aklımız başımıza geliyor: “ah şimdiki aklım olsaydı; bilseydim böyle olacağını …” bilseydik öyle olacağını zamanında neler yapacaktık değil mi? Daha çok ders çalışıp istediğimiz okulu kazanacaktık; okula daha çok asılıp hızla mezun olacaktık; her yazı daha iyi değerlendirecektik; daha çok staj yapacaktık; daha çok kitap okuyacaktık; daha çok bilgi ve deneyim edinecektik, daha çok çevre edinecektik… vs… vs…</p>
<p>Geçmişi bırakıp geleceğe bakalım. Şu an bulunduğumuz yeri tanımlamakla başlayalım. Ne yapıyoruz? Üniversite hazırlık aşamasında mıyız? Okula yeni mi başladık? Yeni mezun muyuz? Bir kaç yıllık mı deneyimimiz var? Kariyerimizin ortalarında mıyız? Emekli olmak üzere miyiz? Her ne noktada olursak olalım bundan sonrasında neyi gerçekleştirmek istiyoruz? Ve her gün ben bu amaç için ne yapıyorum? Somut eylem anlamında neler yapıyorum ve ne kadar yaklaşıyorum amacıma?</p>
<p>İşte bu soruların cevapları yönünde eyleme geçiyor olmak günden güne tası da hamamı da farklılaştıracak…</p>
<p>Altan Özen</p>
<p>Eğitmen &amp; Kariyer Koçu</p>
<p>Kariyer Koçluğu Programımız  hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyer-koclugu-eyleme-gecmek%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-eyleme-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitişim Kariyer Enstitüsü; Google adwords ile Başarı Hikayesi oluşturdu</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/egitisim-kariyer-enstitusu-google-adwords-ile-basari-hikayesi-olusturdu/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/egitisim-kariyer-enstitusu-google-adwords-ile-basari-hikayesi-olusturdu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 10:02:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Eğitişim Kariyer Enstitüsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Finans Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Halklailişkiler Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Trend]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[reklam eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[satış eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim egitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsankaynakları Eğitimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2416</guid>
		<description><![CDATA[<p><strong>Eğitişim Kariyer Enstitüsü, AdWords ile satışlarını 2 katına çıkardı&#8230;</strong></p>
<p><strong>Ocak 2002&#8242;de faaliyete başlayan Eğitişim Kariyer Enstitüsü, </strong>genç ve genç yetişkinlere yönelik, uluslararası geçerli ve iş destekli sertifika programları düzenliyor. Enstitü&#8217;nün pazarlama, finans, insan kaynakları, halkla ilişkiler, reklamcılık, yönetim ve dijital girişimcilik ile ilgili eğitim programlarına, iş dünyasından ve alanlarında tanınmış yöneticiler konuşmacı olarak katılıyor. <strong>Sertifika programlarının dışında kariyer koçluğu ve &#8220;youth headhunting&#8221; hizmetleri veren şirket,</strong> ayrıca Keynote Speakers Agency markasıyla kurumlara özel konuşmacı servisi, kurumsal eğitimler ve koçluk hizmetleri de veriyor.</p>
<p>Eğitişim Kariyer Enstitüsü, kurulduğu yılda üniversite öğrencilerine yönelik<strong> &#8220;iş dünyasına hazırlık&#8221; sertifika programları düzenleyen herhangi bir kurum olmaması üzerine,</strong> bu segmana özel programlar geliştirerek yeni bir pazar oluşturdu. İş dünyasından yöneticileri bir sertifika programında bir araya getirme fikrini ilk uygulayan eğitim kurumu olan Eğitişim,&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eğitişim Kariyer Enstitüsü, AdWords ile satışlarını 2 katına çıkardı&#8230;</strong></p>
<p><strong>Ocak 2002&#8242;de faaliyete başlayan Eğitişim Kariyer Enstitüsü, </strong>genç ve genç yetişkinlere yönelik, uluslararası geçerli ve iş destekli sertifika programları düzenliyor. Enstitü&#8217;nün pazarlama, finans, insan kaynakları, halkla ilişkiler, reklamcılık, yönetim ve dijital girişimcilik ile ilgili eğitim programlarına, iş dünyasından ve alanlarında tanınmış yöneticiler konuşmacı olarak katılıyor. <strong>Sertifika programlarının dışında kariyer koçluğu ve &#8220;youth headhunting&#8221; hizmetleri veren şirket,</strong> ayrıca Keynote Speakers Agency markasıyla kurumlara özel konuşmacı servisi, kurumsal eğitimler ve koçluk hizmetleri de veriyor.</p>
<p>Eğitişim Kariyer Enstitüsü, kurulduğu yılda üniversite öğrencilerine yönelik<strong> &#8220;iş dünyasına hazırlık&#8221; sertifika programları düzenleyen herhangi bir kurum olmaması üzerine,</strong> bu segmana özel programlar geliştirerek yeni bir pazar oluşturdu. İş dünyasından yöneticileri bir sertifika programında bir araya getirme fikrini ilk uygulayan eğitim kurumu olan Eğitişim, bu bağlamda 400&#8242;ü aşkın yöneticiye konuşmacı olma deneyimini kazandırdı. 8 yıllık bir süre içerisinde, iş dünyasından çalışanlar için <strong>İleri Düzey Sertifika Programları, TrendDays Zirveleri ve Koçluk Programları gibi yeni hizmetleri de portföyüne ekledi.</strong></p>
<p>Sektörde genç ve genç yetişkinlere eğitim veren kurumlar bazında jenerik bir marka haline gelen Eğitişim Kariyer Enstitüsü, diğer yandan 2008 yılında faaliyete başlayan, kurumlara özel konuşmacı servisi, kurumsal eğitimler ve koçluk hizmetlerini toplu bir şekilde veren tek eğitim markası olarak tanımladığı Keynote Speakers Agency ile 30&#8242;un üzerinde ulusal ve uluslararası markaya hizmet veriyor.</p>
<p><strong>Son 5 yıldır %50 ve üzerinde büyüme oranları yakalayan şirket, </strong>İstanbul&#8217;daki şubelerinin dışında Anadolu&#8217;nun değişik illerinde proje bazlı eğitimler gerçekleştiriyor. Üniversiteler ve iş dünyası arasındaki zayıf bağlar nedeniyle geliştirdiği hizmetler çok talep gören Eğitişim, daha fazla kişiye ulaşmak adına Türkçe anlayan herkesin internet üzerinden satın alabileceği içerikler üretmeyi ve daha sonra da Anadolu&#8217;nun büyük illerinde şubeleşmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>İş Yaklaşımı</strong></p>
<p>Karşılaştığı en büyük zorluk,<strong> hem gençlere/çalışanlara, hem de eğitimlerin maliyetini üstlenen anne-babalara/işverenlere aynı anda ulaşıp farkındalık kazandırmak olan Eğitişim Kariyer Enstitüsü,</strong> hedef kitlesinin yoğun olarak interneti kullanıyor olmasından hareketle Şubat 2006&#8242;da, en ölçümlenebilir seçenek olarak gördüğü Google AdWords&#8217;ü kullanmaya karar verdi. Şirket, zaman içerisinde offline reklam çalışmalarını da AdWords&#8217;e kaydırdı.</p>
<p>Eğitişim Kariyer Enstitüsü yetkilisi Rıdvan Kasa: <strong>&#8220;Kullandığımız reklam mecraları ölçülebilir değildi. Aynı zamanda bizi arayan kişilerin karşısına çıkabildiğimiz mecralar da değildi.</strong> Ağırlıklı olarak POP malzemeleri ve yazılı basın reklamları kullanarak tanıtımlar yapıyorduk. Aynı zamanda doğrudan pazarlama metotları da kullanıyorduk. Google AdWords&#8217;ün en büyük avantajı, hizmetimizi arayan kişilerin yoğun bir şekilde <strong>Google arama motoru kullanması ve etkili bir şekilde potansiyel müşterilerimizin karşısına çıkmamızı sağlayan bir mecra olmasıydı.&#8221;</strong> diyor.</p>
<p>Her eğitimin kendi hedef kitlesine yönelik farklı reklam grupları, bunlara uygun anahtar kelimeler ve banner reklamlar geliştirerek aylık kampanyalarını destekleyen Eğitişim, değişik fırsatlar sağlayan reklam metinleri içeren kurgular geliştirip onları düzenli olarak revize ederek AdWords&#8217;ü yoğun bir şekilde kullanmayı sürdürüyor. Faaliyet gösterdiği sektörde AdWords&#8217;ü en yoğun olarak kullanan eğitim kurumu olan şirket, AdWords konusunda Vodaco Agency adlı ajanstan danışmanlık alıyor.</p>
<p><strong>&#8220;AdWords&#8217;ün, aranıldığında bulunmak ve ölçülebilir reklamlara imza atarak başarılı pazarlama kampanyası yönetmek isteyen her kurumun mutlaka kullanması gereken önemli bir mecra olduğunu düşünüyorum. </strong>Uzun süreli olarak ve geçmişe dönük karşılaştırmalar yapılarak kullanılmasını, tüm süreçleri takip edebilmek ve bütçeyi doğru yönetmek için bu konuda uzmanlaşmış bir ajans ile çalışılmasını tavsiye ederim. AdWords konusunda birlikte çalıştığımız Vodaco Agency&#8217;nin yakaladığımız başarıda önemli bir payı oldu.&#8221; diyor Rıdvan Kasa.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>AdWords sayesinde detaylı olarak ölçümlenebilir bir reklam mecrasına kavuşan Eğitişim Kariyer Enstitüsü, <strong>bu sayede müşterilerine ulaşma maliyetini 2/3 oranında düşürdü. </strong>AdWords kampanyaları sonucunda satışlarını 2 katına çıkaran şirketin web sitesi trafiğinin %50&#8217;sini Google kaynaklı trafik oluşturmaya başladı.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fegitisim-kariyer-enstitusu-google-adwords-ile-basari-hikayesi-olusturdu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/egitisim-kariyer-enstitusu-google-adwords-ile-basari-hikayesi-olusturdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer Koçluğu: Haydi bir sefer de kendi kendimize akıl verelim&#8230;</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-haydi-bir-sefer-de-kendi-kendimize-akil-verelim-2/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-haydi-bir-sefer-de-kendi-kendimize-akil-verelim-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 12:20:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altan Özen</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[akıl vermek]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[kendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=949</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: right;">?su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak</p>
<p style="text-align: right;">en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir??</p>
<p style="text-align: right;">Halil Cibran</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.egitisim.com.tr" target="_blank">Eğitim</a>lerde ve <a href="http://egitisim.com.tr/kariyer_koclugu_danismanligi.php" target="_blank">koçluk</a> çalışmalarında uyguladığım çok sevdiğim bir çalışma var. Kişilerin uzak ve yakın gelecekleri üzerine düşünmelerini sağlayıp bir tasarım yaratmalarını bekliyorum. Kendilerini olmasını istedikleri geleceğin içinde hayal etmeleri için teşvik ediyorum. Bu tasarımı yaparken istedikleri kadar özgür olduklarını, önlerinde herhangi bir engel olmadığını söylememe rağmen, ilk önce bugünün koşulları içinde düşünüp ona göre bir gelecek tasarımı yapılıyor. Bu konuda kişileri tekrar yönlendiriyorum istedikleri gibi bir tasarım yapabileceklerine ilişkin olarak. Biraz zorlanarak da olsa ikinci ya da üçüncü denemede gerçek istekler ortaya çıkıyor, tabii çekinerekten. Bu tasarımın bir çok ayrıntısıyla ortaya çıkmasının ardından sorduğum soru şu oluyor: ?o günkü halinle bugünkü sana akıl vermen gerekse neler söylerdin??</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-949"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten ilginç&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>?su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir??</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Halil Cibran</em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.egitisim.com.tr" target="_blank">Eğitim</a>lerde ve <a href="http://egitisim.com.tr/kariyer_koclugu_danismanligi.php" target="_blank">koçluk</a> çalışmalarında uyguladığım çok sevdiğim bir çalışma var. Kişilerin uzak ve yakın gelecekleri üzerine düşünmelerini sağlayıp bir tasarım yaratmalarını bekliyorum. Kendilerini olmasını istedikleri geleceğin içinde hayal etmeleri için teşvik ediyorum. Bu tasarımı yaparken istedikleri kadar özgür olduklarını, önlerinde herhangi bir engel olmadığını söylememe rağmen, ilk önce bugünün koşulları içinde düşünüp ona göre bir gelecek tasarımı yapılıyor. Bu konuda kişileri tekrar yönlendiriyorum istedikleri gibi bir tasarım yapabileceklerine ilişkin olarak. Biraz zorlanarak da olsa ikinci ya da üçüncü denemede gerçek istekler ortaya çıkıyor, tabii çekinerekten. Bu tasarımın bir çok ayrıntısıyla ortaya çıkmasının ardından sorduğum soru şu oluyor: ?o günkü halinle bugünkü sana akıl vermen gerekse neler söylerdin??</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-949"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten ilginç sonuçlar alıyorum bu sorunun ardından. Zamanın değerini bilmek, boşa zaman harcamamak bir çok akıl verme metninde belki de tek ortak nokta. Geçen ay geçirdiğim ve etkileri hala da sürmekte olan zorlu bir dönemin ardından, aklıma bu soruyu kendime sormak geldi. Acaba ben 10 yıl sonra bugünkü koşullarını ve zorluklarını yaşayan bana neler söylerdim, ne akıllar verirdim? Kısa bir an düşündükten sonra gerçekten kalbimi rahatlatan şu cümleler parmaklarımdan kağıda döküldüler:</p>
<p style="text-align: justify;">?unutma her şeyin bir çözümü ve kendi içinde bir zamanı var. Sen yapmak istediklerine odaklan yeter. Zamanını iyi değerlendir, çalışkan ol, artılarına odaklan. Yaşamının her anından hiç küsmeden keyif almaya çalış. Bir daha hiçbir zaman şimdikinden daha genç olmayacaksın. Tüm kaygı ve korkularını bir kenara bırakıp ?onları kendi zihninle yarattığının farkında olarak- Ne yapmak istiyorsan onu yap bir an önce! Eyleme geçme vakti şimdi ve eyleme geçmek için gerekli olan güç de sende !?</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi siz de şöyle bir arkanıza yaslanın ve içinde bulunduğunuz koşullardan, durumlardan zihninizi uzaklaştırarak yıllar sonrasında kendinizi olmak istediğiniz sizi mutlu edecek bir fotoğrafın içine yerleştirin. Ve o yıllar sonraki siz şimdiki halinize acaba ne akıllar verirdi, neler söylerdi dürüstçe düşünün ve yazın. Sonra da kendi duygularınıza bir bakın, acaba herhangi bir değişiklik ? olumlu ya da olumsuz- oldu mu? Hatta bu kendinize söylediklerinizden bugün için eylem planı çıkartmak gerekse ilk yapacağınız şey ne olurdu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünü daha iyi değerlendirmek, bugünün sıkıntılarını ve sorunlarını daha rahat atlatabilmek ve gerçek isteklerimize doğru yol almak için bir farklı düşünce yöntemi ise şöyle olabilir: Bir grup insanın önünde bir konuşma yapacaksınız ve bu konuşma yaşama veda etmeden önceki son konuşmanız olacak. Bu dünyadan ayrılmadan önce çevrenizdeki kişilere neler söylerdiniz? Kendinizden geriye bu dünyada nasıl bir konuşma kalmasını isterdiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">İsterseniz bir örnek konuşma okuyalım: hastalığı nedeniyle yaşamının son günlerinde olan bir üniversite profesörünün, öğrencilerin karşısında verdiği ?son konuşma? isimli seminerindeki sözlerinden bir bölüm şunları ifade ediyor:</p>
<p style="text-align: justify;">?Bir gün, düşündüğünüzden daha az zamanınız olduğunu fark edebilirsiniz. Bu yüzden başkasının değil kendi hayatınızı yaşayın. Başkalarının düşüncelerinin değil, kendi kalbinizin peşinden koşun.?*</p>
<p style="text-align: justify;">Peki kalbimizin peşinden nasıl gideceğiz? Neler yapmamız lazım kalbimizin sesini doğru anlamak için? Bunu yapanlar var mı? Varsa mutlu oldular mı? gibi peş peşe bir çok soru bu yönergenin ardından geliveriyor. Çünkü kendi içinde bir çok risk de taşıyabiliyor kalbinin peşinden gitmek. Aslında kalbimizin peşinden giderek mutluluğu bulup bulamayacağımız biraz da beklentilerimizle ilgili değil mi? Kalbimin peşinden gitmeyi seçtiğimde sürekli bir iyilik güzellik hali midir beklediğim acaba? Yaşadığım hayal kırıklıklarının kökeni bu beklentiye mi dayalıdır acaba? Kalbimin peşinden gitmek de bir yaşam tarzı getirecek bana ve bu yaşam tarzında illa da illa iyilik daimi mi olmalı? Bu sorulara vereceğimiz yanıtlar belki de zihnimizi bu konuda biraz daha açacak ve bugünün kararlarını etkileyecek?</p>
<p style="text-align: justify;">Mutlu ve keyifli bugünlere?.</p>
<p style="text-align: left;"><em>HERŞEY SENDE GİZLİ<br />
</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yerin seni çektiği kadar ağırsın</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kanatların çırpındığı kadar hafif</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kalbinin attığı kadar canlısın</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Sevdiklerin kadar iyisin</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Nefret ettiklerin kadar kötü</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Ne renk olursa olsun kaşın gözün</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Karşındakinin gördüğüdür rengin</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yaşadıklarını kar sayma</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yaşadığın kadar yakınsın sonuna</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Ne kadar yaşarsan yaşa,</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Sevdiğin kadardır ömrün..</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Gülebildiğin kadar mutlusun</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin</em></p>
<p style="text-align: left;"><em> </em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Sakın bitti sanma her şeyi,</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Sevdiğin kadar sevileceksin.</em></p>
<p><strong> Can Yücel</strong></p>
<p>Kariyer Koçluğu programımız  hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyer-koclugu-haydi-bir-sefer-de-kendi-kendimize-akil-verelim-2%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-haydi-bir-sefer-de-kendi-kendimize-akil-verelim-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer Koçluğu:NEREDEN, NASIL ÖĞRENİYORUZ?</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugunereden-nasil-ogreniyoruz/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugunereden-nasil-ogreniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 15:03:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altan Özen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[nereden]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2337</guid>
		<description><![CDATA[<p>Kadın olmayı ve erkek olmayı nereden öğreniyoruz? Ne zaman başlıyor bu öğrenme süreci? Bebekliğimizde aramızda hiçbir fark yok iken büyüdükçe nasıl açılıyor bu ara? Kimlerin ve nelerin etkisi var birer küçük kadın ve küçük erkek olarak hayatımızı başlatmamızda ve sürdürüyor olmamızda? <strong>Bunlar sadece öğrenilen şeyler mi yoksa genetik olarak beraberimizde getirdiğimiz unsurlar mı?</strong></p>
<p>Bu sorular zihnimde tekrardan dans etmeye başladı küçük kızımın anaokulundaki yılsonu gösterilerini izlerken… Gösterileri çok güzeldi, dünkü bebeklerin sahnede <strong>bir sürü kişinin önünde bir şeyler başarmaya çalışmalarını görmek gerçekten çok güzeldi</strong> ve çok fazla heyecan vericiydi. Bu heyecanın yanı sıra yukarıdaki sorular oluştu benim kafamda diğer anne babalardan farklı olarak.</p>
<p>İlk başta kız öğrenciler ve erkek öğrenciler aynı sahnede yan yana yer aldılar ve birlikte şarkılar söylediler, sonra da bir&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın olmayı ve erkek olmayı nereden öğreniyoruz? Ne zaman başlıyor bu öğrenme süreci? Bebekliğimizde aramızda hiçbir fark yok iken büyüdükçe nasıl açılıyor bu ara? Kimlerin ve nelerin etkisi var birer küçük kadın ve küçük erkek olarak hayatımızı başlatmamızda ve sürdürüyor olmamızda? <strong>Bunlar sadece öğrenilen şeyler mi yoksa genetik olarak beraberimizde getirdiğimiz unsurlar mı?</strong></p>
<p>Bu sorular zihnimde tekrardan dans etmeye başladı küçük kızımın anaokulundaki yılsonu gösterilerini izlerken… Gösterileri çok güzeldi, dünkü bebeklerin sahnede <strong>bir sürü kişinin önünde bir şeyler başarmaya çalışmalarını görmek gerçekten çok güzeldi</strong> ve çok fazla heyecan vericiydi. Bu heyecanın yanı sıra yukarıdaki sorular oluştu benim kafamda diğer anne babalardan farklı olarak.</p>
<p>İlk başta kız öğrenciler ve erkek öğrenciler aynı sahnede yan yana yer aldılar ve birlikte şarkılar söylediler, sonra da bir anda farklılaşmalar başladı. Önce kız öğrenciler sahnede yer aldı, sonra erkek öğrenciler hip hop dansı yaptılar; son derece sert bir müzikle sert hareketler eşliğinde yaptıkları dansla herkesin beğenisini kazandılar. Dışarıda görmeye çok alışık olduğumuz sert ve <strong>kaba erkeksi hareketler 5 yaş grubu çocuklarında hakikaten gülünesi bir sevimliliğe bürünmüştü. </strong>İzleyiciler büyük tezahürat yaptılar… ben de işte yukarıdaki soruların cevaplarını düşünmeye başladım… çünkü bu küçük erkeklerin danslarını izlerken sokaktaki erkeklerin varoluşlarını sergileme dilinin küçük bir simülasyonunu izlediğimi hissettim.</p>
<p>Erkeklerin gösterisinden sonra bizim kızlar çıktı çıtı pıtı narin bale kıyafetleri içinde ve klasik müzik eşliğinde nazenin danslarını  sergilemeye başladılar… Bu durum da kadınların sokaktaki hallerinin bir sergilemesiydi adeta…</p>
<p><strong>Ve anladım ki böyle böyle yetişiyor geleceğin aslan erkekleri ve hanım hanımcık kızları…</strong> Sonra da  bu roller, üstlendiğimiz ve üstlenmeye özendirildiğimiz başka rollerle iyice pekişiyor. Kızları; öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik, dikiş-nakış işleri gibi kadınlık rollerinin devamı işlere yönlendirmeyi severken erkekleri; mühendislik, pilotluk, bilgisayar uzmanlığı, yöneticilik gibi daha erkek rollerinin devamı mesleklere yönlendirmeyi seviyoruz.</p>
<p>Zaten bu işlerde bir terslik olduğunu hep hissediyordum, anaokullarında bir kadın hakimiyeti söz  konusu…öğretmenler, yöneticiler, görevliler, aşçılar hepsi kadın… <strong>erkek çocuklar evlerde daha çok kadınlarla büyüdükleri gibi anaokulunda da kadınlarla çevrilmiş durumdalar…</strong> Bebeklik ve ilk çocukluk dönemlerini kadınlar dünyasında geçiren kız ve erkek çocuklar ergenlik dönemine doğru ve sonrasında farklılaşıyorlar. Bir anda oyunlar değişiyor, bir anda kız çocuklar daha fazla evde, erkek çocuklar da daha fazla dışarıda olmaya başlıyorlar. <strong>Kız çocuklar kadınlar dünyasında devam ederken erkek çocuklar için yepyeni bir dünyayla karşılaştıkları an geliyor…</strong></p>
<p>Gerçek hayat içinde de yukarıdakine benzer bir durum olduğunu ilk kez anne olduğumda anlamıştım. Bütün öğrencilik hayatı erkeklerle eşit olduğumuzu düşündüğümüz bir zeminde geçerken evleniyoruz ve eşitlik duygusunu yaşamaya devam etmek için mücadele vermeye başlıyoruz ve fakat anne olduğumuzda o kadar da eşit olamadığımızı, aynı şekilde düşünüp aynı tepkilerle yaşamadığımızı fark ediyoruz. Anne olduğumuz anda daha fazla kadınlardan oluşan bir dünyanın içinde buluyoruz kendimizi… Bebek ziyaretleri ile başlıyor bu kadın dünyası süreci, işlerimizden ayrılmaya karar verdiysek farklı yerlerde devam ediyor. Okul toplantısına bir gidiyoruz bakıyoruz ki çocuktan sonra işi bırakıp kendini tamamen çocuğa ve eve odaklamış kadınlarla birlikteyiz. Doğum günü organizasyonları yine benzeri şekilde geçiyor. Yani aslında galiba anne olduktan sonra farklı şekilde yaşamı solumaya başlıyoruz:</p>
<p>“anne olmak insanı sonsuza kadar değiştirir” diye uyardı annem beni. Haklıydı. Hamileliğimden uzun süre sonra hala iki çocuğum için yaşıyorum, nefes alıyorum, vücudum ve ruhumla gerçek olabileceğine inandığımdan çok daha güçlü bir şekilde onlara bağlıyım. Çocuğum doğduğundan beri ben farklı bir kadınım ve bir doktor olarak  nedenini takdir ediyorum. Annelik sizi değiştirir çünkü kadın beynini – yapı olarak, işlev olarak ve daha birçok yönden- geri dönülemez biçimde başkalaştırır.”</p>
<p><strong> Kadın Beyni</strong></p>
<p>“Kadın Beyni” kitabında her ne kadar kadınlık ve erkeklik durumunun açıklaması beynin yapısal değişikliğine bağlı olarak açıklanıyor olsa da ben bu konuda öğrenme sürecinin de çok büyük katkıları olduğunu düşünüyorum. Firdevs Gümüşoğlu’nun  “Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik” isimli çalışmasında bize göstermeye çalıştığı mevzuyu; anaokulundaki gösteri sırasında somut olarak yaşadığımı düşünüyorum.</p>
<p>Gerçekten el bebek gül bebek büyütüp kollarında altın bileziklerle hayata hazırladığımız kız ve erkek çocukları yetişkinlik dönemlerinde annelik ve babalık rolleriyle diğer rolleri arasında nasıl bir denge kuracaklar hakikaten merak ediyorum.</p>
<p>Kariyer Koçluğu programımız hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyer-koclugunereden-nasil-ogreniyoruz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugunereden-nasil-ogreniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyerinden sen sorumlusun!</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyerinden-sen-sorumlusun/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyerinden-sen-sorumlusun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 11:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Eğitişim Kariyer Enstitüsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Finans Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Halklailişkiler Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[reklam eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[satış eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim egitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsankaynakları Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[kariyerin]]></category>
		<category><![CDATA[sertifika programı]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[trenddays]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2283</guid>
		<description><![CDATA[<p><strong>Hepimiz birey olarak iş dünyasının aradığı  nitelikler açısından bir değer ifade etmekteyiz. Kendimize yatırım yaptığımız ölçüde bu değer artış gösterecektir. Değeri  artırmaktan sadece kendimiz sorumluyuz.</strong></p>
<p>Eğitişim Kariyer Enstitüsü Direktörü Rıdvan Kasa konu ile ilgili görüşlerini paylaştı: “Değer artışı ya bulunduğumuz şirketteki pozisyonumuzu yükseltecek ya da bizi başka şirketlerdeki mevcut pozisyonumuzun eşdeğerindeki poziyonun bir üstüne sürükleyecektir. Kulağa hoşgelen bu durumun oluşması ise ciddi bir emek harcamayı gerektiriyor olması yönüyle de zorlu bir süreçtir. <strong>Kararlılık, sürdürebilirlik ve yeniliklere açık olmak ise kişisel yatırım yapmanın kritik başarı fökterleri</strong> aslında. Bu formülü uygulamaya geçirdiğimizde gücümüzü pozisyonumuz ya da şirketimizin marka bilinirliğinden değil kendimizden almaya başladığımızı ve insan kaynaklarının kredi derecelendirme kuruluşları olarak nitelendirebileceğimiz headhunter firmalarının listesindeki yatırım yapılabilme notumuzun yükseldiğini “görmek işten bile değil” olacaktır. Bilgi&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hepimiz birey olarak iş dünyasının aradığı  nitelikler açısından bir değer ifade etmekteyiz. Kendimize yatırım yaptığımız ölçüde bu değer artış gösterecektir. Değeri  artırmaktan sadece kendimiz sorumluyuz.</strong></p>
<p>Eğitişim Kariyer Enstitüsü Direktörü Rıdvan Kasa konu ile ilgili görüşlerini paylaştı: “Değer artışı ya bulunduğumuz şirketteki pozisyonumuzu yükseltecek ya da bizi başka şirketlerdeki mevcut pozisyonumuzun eşdeğerindeki poziyonun bir üstüne sürükleyecektir. Kulağa hoşgelen bu durumun oluşması ise ciddi bir emek harcamayı gerektiriyor olması yönüyle de zorlu bir süreçtir. <strong>Kararlılık, sürdürebilirlik ve yeniliklere açık olmak ise kişisel yatırım yapmanın kritik başarı fökterleri</strong> aslında. Bu formülü uygulamaya geçirdiğimizde gücümüzü pozisyonumuz ya da şirketimizin marka bilinirliğinden değil kendimizden almaya başladığımızı ve insan kaynaklarının kredi derecelendirme kuruluşları olarak nitelendirebileceğimiz headhunter firmalarının listesindeki yatırım yapılabilme notumuzun yükseldiğini “görmek işten bile değil” olacaktır. Bilgi sepetini ne kadar  doldurur ve iletişim ağı ne kadar büyütürsen o kadar iyi, çünkü <strong>asıl sermaye kendinsin”</strong></p>
<p>Kariyer yolculuğunuzda değerinizi artırmanıza yardımcı olacak ve sizi iş dünyasının üst düzey yöneticilerinin deneyimleri ile buluşturacak sertifika programlarımız ile ilgili bilgi almak için tıklayın.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.egitisim-blog.com/wp-content/uploads/Ege-Ertem.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2284" title="Ege Ertem" src="http://www.egitisim-blog.com/wp-content/uploads/Ege-Ertem.jpg" alt="" width="697" height="467" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.egitisim.com.tr/trenddays/index.php" target="_blank">Trenddays Workshops Mikro Uzmanlık Programları</a></strong></p>
<p>Marka Sizsiniz Siz Markasınız.. / <strong>14 MAYIS CUMA (Tek Gün)</strong></p>
<p>Yaratıcılık Avı / <strong>20 MAYIS PERŞEMBE (Tek Gün)</strong></p>
<p>Pazarlama Dünyasında Yeni Trendler / <strong>21 MAYIS PERŞEMBE (Tek Gün)</strong></p>
<p>Organizasyonlarda Kuşak Karması /<strong>26 MAYIS PERŞEMBE (Tek Gün)</strong></p>
<p>Clever Re-Marketing /<strong>27 MAYIS CUMA (Tek Gün)</strong></p>
<p><strong>Pazarlama Sertifika Programı</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/being_marketing_genius.php" target="_blank">Being Marketing Genius</a> / <strong>29 MAYIS &#8211; 26 HAZİRAN CUMARTESİ (5 Cumartesi)</strong></p>
<p><a href="http://nm01.n-mailer.com/link.php?M=1544597&amp;N=1975&amp;L=178&amp;F=H" target="_blank">Pazarlamanın Şifresi</a>/ <strong>15 MAYIS &#8211; 05 HAZİRAN CUMARTESİ (4 Cumartesi)</strong></p>
<p><strong>İnsan Kaynakları Eğitimi</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/ozluk_islemleri_egitimi.php" target="_blank">Özlük İşlemlerinde Güncel Uygulamalar</a> / <strong>30 MAYIS &#8211; 27 HAZİRAN PAZAR (5 Cumartesi)</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/insan_kaynaklari_uzmanligi.php" target="_blank">360 Derece IK </a>/<strong>5 HAZİRAN &#8211; 3 TEMMUZ CUMARTESİ (5 Cumartesi)</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/insan_kaynaklari_ogrenci.php" target="_blank">5N IK</a> /<strong>18 TEMMUZ &#8211; 8 AĞUSTOS PAZAR (4 Pazar)</strong></p>
<p><strong>Reklamcılık Sertifika Programı</strong></p>
<p><a href="http://nm01.n-mailer.com/link.php?M=1544597&amp;N=1975&amp;L=177&amp;F=H" target="_blank">AD Planet</a> / <strong>16 MAYIS &#8211; 06 HAZİRAN PAZAR (4 Pazar )</strong></p>
<p><strong>İletişim Sertifika Programı</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/pr_and_publicity.php" target="_blank">360 Derece İletişim </a>/ <strong>26 HAZİRAN CUMARTESİ &#8211; 17 TEMMUZ CUMARTESİ (4 Cumartesi)</strong></p>
<p><strong>Finans Sertifika Programı</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/masters_of_finance.php" target="_blank">Masters of Finance </a>/<strong> 26 HAZİRAN CUMARTESİ &#8211; 01 AĞUSTOS PAZAR (6 Hafta)</strong></p>
<p><a href="http://nm01.n-mailer.com/link.php?M=1544597&amp;N=1975&amp;L=182&amp;F=H" target="_blank">Finans Piyasalarının Yönetimi</a> /<strong> 16 MAYIS &#8211; 6 HAZİRAN PAZAR (4 Pazar )</strong></p>
<p><strong>Online Girişimcilik Sertifika Programı</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/onlinegirisimcilikegitimi.php" target="_blank">Dijital Dünyanın Patronu Olmak </a>/ <strong>30 MAYIS &#8211; 27 HAZİRAN PAZAR (5 Pazar)</strong></p>
<p><strong>Satış Sertifika Programı</strong></p>
<p><a href="http://www.egitisim.com.tr/satis_egitimleri.php" target="_blank">Yenilmez Satışçı Olmak</a> / <strong>13 HAZİRAN &#8211; 11 TEMMUZ PAZAR (5 Pazar)</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyerinden-sen-sorumlusun%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyerinden-sen-sorumlusun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer Koçluğu:DEĞİŞİM İHTİYACI NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?  ÇIKARSA NE OLUR?</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugudegisim-ihtiyaci-ne-zaman-ortaya-cikar-cikarsa-ne-olur/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugudegisim-ihtiyaci-ne-zaman-ortaya-cikar-cikarsa-ne-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 11:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altan Özen</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2280</guid>
		<description><![CDATA[<p>Ya da hiç  çıkmazsa ne olur???</p>
<p style="text-align: right;"><strong>&#8220;Her gün bir yerden göç etmek ne iyi</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Her gün bir yere konmak ne güzel,</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Bulanmadan, donmadan akmak ne ala,<span style="font-style: normal; font-weight: normal;"><strong> </strong></span></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Her şey dünle beraber gitti, can cazım</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.&#8221;<span style="font-style: normal; font-weight: normal;"><strong> </strong></span></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Mevlana Celaleddin-i Rumi</strong></p>
<p>“Değişim” dediğimizde aklımıza ne geliyor? Bu kelimenin bizde bıraktığı ilk duygu ne oluyor? Kaygı, korku, endişe, direnç mi? Ya da merak, heyecan, dinamizm, coşku mu? “Değişim” kelimesi bir tarafta olumlu duygular uyandırırken diğer tarafta olumsuz duygular uyandırıyor olabilir. Farklı duyguları aynı anda yaşıyor olabiliriz. Değişenin “ne” olduğu da bu duyguların ne yönde olacağına etki ediyordur mutlaka. Çok sevdiğimiz, memnun olduğumuz, keyif aldığımız işimizi değiştiriyorsak farklı hissederiz; sevmediğimiz, bizi mutsuz eden, huzursuz olduğumuz evimizi değiştiriyorsak farklı. Duygularımız farklı farklı da olsa değişim bir yandan içinde bilinmezlik barındırdığından&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ya da hiç  çıkmazsa ne olur???</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>&#8220;Her gün bir yerden göç etmek ne iyi</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Her gün bir yere konmak ne güzel,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bulanmadan, donmadan akmak ne ala,<span style="font-style: normal; font-weight: normal;"><strong><em> </em></strong></span></em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Her şey dünle beraber gitti, can cazım</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.&#8221;<span style="font-style: normal; font-weight: normal;"><strong><em> </em></strong></span></em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mevlana Celaleddin-i Rumi</em></strong></p>
<p>“Değişim” dediğimizde aklımıza ne geliyor? Bu kelimenin bizde bıraktığı ilk duygu ne oluyor? Kaygı, korku, endişe, direnç mi? Ya da merak, heyecan, dinamizm, coşku mu? “Değişim” kelimesi bir tarafta olumlu duygular uyandırırken diğer tarafta olumsuz duygular uyandırıyor olabilir. Farklı duyguları aynı anda yaşıyor olabiliriz. Değişenin “ne” olduğu da bu duyguların ne yönde olacağına etki ediyordur mutlaka. Çok sevdiğimiz, memnun olduğumuz, keyif aldığımız işimizi değiştiriyorsak farklı hissederiz; sevmediğimiz, bizi mutsuz eden, huzursuz olduğumuz evimizi değiştiriyorsak farklı. Duygularımız farklı farklı da olsa değişim bir yandan içinde bilinmezlik barındırdığından her şekilde bizi düşüncelere gark eden bir süreç.</p>
<p>Her durumda “değişim” dediğimizde, giden bir şeyin yerine gelen yeni ve başka bir şeyden bahsediyoruz. Ve kültürümüz bu durumla ilgili çok da olumlu şeyler söylemiyor bize, “giden geleni aratır” sözünde olduğu gibi… “eski köye yeni adet getirme” ya da “icat çıkarma” sözlerinde olduğu gibi… Galiba “değişim” sözcüğünü duyduğumuzda oluşan ilk anlık duygumuzun da dirençle birleşmesi sırtını bu söylemlere dayıyor. “Değişim”le ilgili pek de olumlu bakmıyoruz dolayısıyla, sonuçta yıllardır oluşturduğumuz düvenlik alanlarını bırakmaktan başka bir şey değil değişim dediğimiz süreç. Yıllardır oluşturduğumuz iş yapış şekillerimiz, kullandığımız aletler, her yerini bildiğimiz mahallemiz, evimiz, ofisimiz, dilimizden anlayan komşularımız, arkadaşlarımız, müşterilerimiz, sürekli şikayet ettiğimiz patronumuz ya da çalışanlarımız… her şey mümkün olduğu kadar aynı olduğunda kendi güvenlik ve konfor alanımızı da oluşturmuş oluyoruz aslında. Minimum riskle hayatımızı sürdürüyoruz.</p>
<p>Peki her şey süt liman yolunda giderken bu “değişim” durumu  da nereden çıkıyor ve hayatımız bir anda hallaç pamuğu gibi dağılabiliyor? Bir yılın ve bir hayatın içindeki tüm günleri risk almadan bildiğimiz gibi yaşıyor olmaktan duyduğumuz tatmin bize yetmediğinde hayatımızın bir noktasında durup “bir şey yapmalı” ya da “başka bir şey benim istediğim” demeye başlıyoruz. İşte bu noktada süt liman denizdeki dalgalar da kabarmaya başlıyor. Kendimizi bir kaos ortamının içinde buluyoruz. Değişim ihtiyacı, yenilik ihtiyacı, “başka bir şey” ihtiyacı ne kadar kuvvetli olursa bu kaos ortamına dayanma gücümüz de enerjimiz de o kadar fazla oluyor. Suda kalmaya devam edersem dalgalarla dost olma ve hatta onlardan yararlanma ihtimalim da o kadar fazla oluyor. Ama bazen de kaosa dayanamayıp geri dönme düşüncem ağır basıyor, hızlıca sudan çıkıp, kurulanıp, eski hayatımı yeniden kuruyorum. Sürekli geçmişe bakıyorsam bu ihtimal daha güçlü. Ama geleceğe de bakabiliyorsam ve binbir zahmetle ektiğim tohumun bana nasıl bir ürün vereceğini de tahmin edebiliyorsam, kaos ortamına dayanma gücüm daha fazla oluyor.</p>
<p>Dayanma gücümü arttıracak bir diğer unsur da bu kaos ortamının bir gün gelip biteceği ve yerini yine çarşaf gibi denize bırakacağı. Bu kaos ortamından çıkabildiğimde aslında tekrardan güvenlik alanımı da oluşturmuş olacağım. Bu finale odaklanmak süreç içinde yapmam gerekenler için gerekli gücü verecek bana.</p>
<p>“Koçluk” penceresinden baktığımızda bu değişim sürecini söyle tercüme edebiliriz: bulunduğum yerle olmak istediğim yer arasındaki mesafeyi aşmak ve hedeflerimi gerçekleştirmek olarak tanımlarsak koçluğu basitçe; bulunduğum yerde “başka bir şey” ne olabilir sorusunu sormaya başladığımda değişim ihtiyacı başlamış oluyor ve suların bulandığı kaos ortamına doğru ilerliyorum. Koçluk bu noktada yapılacakları belirlemeden önce yani eylem planını oluşturmadan önce değişimin sonunda ne elde edileceğini belirliyor yani bir diğer deyişle hedefi netleştiriyor. Hedefin netleşmesi sürecin daha rahat akmasını ve kişisel enerjimizin artmasını sağlıyor. Yolumuzdan şaşmadan ilerleme gücünü buluyoruz koçluk sisteminden destek almaya başladığımızda.</p>
<p>Tabii değişim ihtiyacının ortaya çıkması durumunda gelişebilecekler hakkındaydı  tüm söylediklerim şu aşamaya kadar. Başlığımızda bir başka soru daha var: ya çıkmazsa? Eğer yaşadığımız hayatın tümüyle bilincindeysek ve bu bilinçle hiçbir değişim ihtiyacı duymuyorsak zaten sanıyorum farklı bir boyutta yaşamaya başlamışız demektir.</p>
<p>Her değişim sürecinin sizi hayallerinize bir adım daha yaklaştırması dileğiyle…</p>
<p>Altan Özen</p>
<p>Kariyer Koçluğu programımız hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyer-koclugudegisim-ihtiyaci-ne-zaman-ortaya-cikar-cikarsa-ne-olur%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugudegisim-ihtiyaci-ne-zaman-ortaya-cikar-cikarsa-ne-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer Koçluğu: “KOÇLUK” NEDİR?</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-%e2%80%9ckocluk%e2%80%9d-nedir/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-%e2%80%9ckocluk%e2%80%9d-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 10:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altan Özen</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer koçluğu programı]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[koç ne yapar]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2211</guid>
		<description><![CDATA[<ul>
<li>bir çok işi denedim yıllardır. Çok severek yaptıklarım da oldu aralarında ama ne yazık ki şu an işsizim ve ne yapacağımı da bilemiyorum artık…</li>
<li>Ne yapmak istiyorsun?</li>
<li>Ne istediğimi de unuttum ve zaten iş seçme lüksüm de yok. Şu an en önemli şey benim için bir an önce para kazanmak. Kaç yaşıma geldim ve hala kendi geçimimi sağlayamamak beni çok üzüyor.</li>
<li>Para kazanma gibi bir meselen olmasaydı ne yapmak isterdin?</li>
<li>Ben teknolojiye çok meraklıyım, herkes evine aldığı elektronik aletlerin kullanımını bana sorar. Teknoloji marketlerine gittiğimde çıkmak istemiyorum. Oralarda saatler geçirebilirim. Gerçekten, hiç sıkılmam… Ama bu konuda bir eğitimim yok. Ne yapabilirim bilmiyorum. Nereden başlanır ki?</li>
<li>Bu alan severek çalışabileceğin bir alan olur mu sence?</li>
<li>Aslında olur. Bu konularda insanlara bilgi vermeyi de seviyorum. Cep telefonlarının, bilgisayarların&#8230;</li></ul>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>bir çok işi denedim yıllardır. Çok severek yaptıklarım da oldu aralarında ama ne yazık ki şu an işsizim ve ne yapacağımı da bilemiyorum artık…</li>
<li>Ne yapmak istiyorsun?</li>
<li>Ne istediğimi de unuttum ve zaten iş seçme lüksüm de yok. Şu an en önemli şey benim için bir an önce para kazanmak. Kaç yaşıma geldim ve hala kendi geçimimi sağlayamamak beni çok üzüyor.</li>
<li>Para kazanma gibi bir meselen olmasaydı ne yapmak isterdin?</li>
<li>Ben teknolojiye çok meraklıyım, herkes evine aldığı elektronik aletlerin kullanımını bana sorar. Teknoloji marketlerine gittiğimde çıkmak istemiyorum. Oralarda saatler geçirebilirim. Gerçekten, hiç sıkılmam… Ama bu konuda bir eğitimim yok. Ne yapabilirim bilmiyorum. Nereden başlanır ki?</li>
<li>Bu alan severek çalışabileceğin bir alan olur mu sence?</li>
<li>Aslında olur. Bu konularda insanlara bilgi vermeyi de seviyorum. Cep telefonlarının, bilgisayarların içinde olmayı da, gelişmeleri yakından takip etmeyi de çok seviyorum.</li>
<li>…</li>
</ul>
<p>Yukarıdaki minik diyalogda sıkıştırılmış bir koçluk sürecine tanık oldunuz. Bu süreçte, koç ne yapıyor diye baktığımızda 3 küçük soru sorduğunu görüyoruz. İlk soru kişiyi kendisine yönlendiriyor, ikinci soru kişinin önündeki engeli kaldırıyor, üçüncü soru ise netleştirmeye hizmet ediyor. Tüm bu süreçlerde her iki kişi de eşit bir platformda yer alıyorlar. Çok minik bir örnek diyalog olsa da koçluk sürecine dair önemli unsurlar barındırıyor içinde. Akıl verilmiyor, yargılama yapılmıyor, dayatılan bir bilgi olmuyor, geçmişin ve problemin üzerinde durulmuyor.</p>
<p>Son 6-7 yıldır Türkiye’de adından söz ettiren “koçluk” yöntemi ile ilgili kafalar hayli karışık. Çeşitli eğitim ve toplantılarda katılımcıların, koçlukla ilgili algılarının genellikle şu başlıklar altında şekillendiğini fark ediyorum: liderlik, yol göstermek, akıl vermek, yönetmek, danışmanlık, düzene sokmak, başarıya ulaştırmak, yönlendirmek, cevaplar bulmak, rahatlatmak, bir nevi terapi, sohbet, uzmanlık aktarımı, eğitim, uygulanacak testler…vs.”</p>
<p>“Koçluk” deyince ilk akla gelen tanımlar bunlar. Peki gerçekten bu sözcükler koçluğu tanımlıyorlar mı?</p>
<p>“Koçluk” sisteminin en önemli aracı diğer araçlarının öncesinde “Soru sormaktır”. Ve sorular, tüm bilgilerin sıfırlanarak sorulmasıyla en iyi sonuçlara ulaştırır. Bir takım bilgilerden hareketle sorulan sorular genelde yönlendirme içerdiğinden koçlukta etkin sorular olarak görülmezler. Çünkü koçluk genel kabullerin dışında tamamen kişiye özgü bir bakış açısı içerir. Kişilerin kendi doğruları ve kendi gerçekleri ön plandadır. Bir farkındalık ve gelişim ilişkisidir. Bu gelişim ise koçun değil koçluğa başvuran kişinin istediği yönde olur. Koç, kendi iç sesini susturup, önyargıları ve kendi değerlerini – görüşme esnasında- arkasında bırakıp koçluk yapabildiğinde gerçek gelişim ve memnuniyet başlar.</p>
<p>Koçluğu zaman zaman rastladığımız gibi “profesyonel akıl hocalığı” diye tanımlamak gerçekten çok riskli sularda yüzmek anlamına gelmektedir. Bu tanımdan yola çıkıldığında bir koçun omuzlarındaki yük hayli ağırlaşıyor. Zamanını en mükemmel yöneten, en doğru kararları veren, en mutlu yaşamı yaşayan, en mükemmel düşünen, her şeyden anlayan (sanat, politika, müzik, spor, siyaset vb.) vs… Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Ya da olmalı mı? Sonuçta koçluk sisteminde iletişim eşitlik temeli üzerinde kurulmuştur. Koçluk yapan ve koçluk alan (“danışan” kelimesi özellikle kullanılmamaktadır. Çünkü danışmak fiilinin özünde eşit bir yapılandırma yoktur.) kişiler özel ve kamusal alandaki statüleri ne olursa olsun koçluk görüşmesi sırasında eşit bir platformda buluşmuşlardır. Dolayısıyla koçun mükemmel bir yaşam yaşıyor olması gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Koç da kendi yaşamıyla ilgili bir değişim ve dönüşüm süreci yaşıyor da olabilir. Önemli olan koçun bakış açısının mümkün olduğunca geniş açılı ve özgür olmasıdır. Ve kendi bireysel hırslarının (ki bu hırsların olması doğaldır) koçluk görüşmelerinin önüne geçmemesidir.</p>
<p>Koçluk sistemi, doğru yapılandırıldığında bu çağın insanları için güzel olanaklar yaratmaktadır. Bu kadar yoğun bilgi bombardımanının, karmaşanın, değişkenliğin , hızın, stresin, baskının yaşandığı günümüz toplumunda kişiler; dış seslerden o kadar etkileniyorlar ki kendi iç seslerini duymalarına ve yollarını bulmalarına fırsat kalmıyor. İşte “koçluk” bu karmaşanın ortasında yolunu arayan bugünün insanlarına yönelik bir destek mekanizması olarak işlev görüyor. İnsanı hafifletiyor, umutlandırıyor, mutlandırıyor, netleştiriyor, değiştiriyor, cesaretlendiriyor, ve harekete geçiriyor.</p>
<p style="text-align: right;"><em>“Kuşağımızın en büyük devrimi, insanların zihinlerinin içini değiştirerek yaşamlarını değiştirebileceklerinin keşfedilmesidir.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>William James, Psikolog</em></p>
<p>Kariyer Koçluğu programlarımız hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<p style="text-align: right;"><em><br />
</em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyer-koclugu-%25e2%2580%259ckocluk%25e2%2580%259d-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-%e2%80%9ckocluk%e2%80%9d-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yönetim Eğitimi:Patronunuzu doğru seçin&#8230;</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/493/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/493/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 14:42:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Eğitişim Kariyer Enstitüsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim egitimi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla mesai]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitisimblog.wordpress.com/?p=493</guid>
		<description><![CDATA[<p>Özellikle okul sonrası ilk iş tecrübeleri, hayatınızın kalan kısmında ne yapacağınız ve nerede olacağınızla birebir ilintilidir. Türkiye&#8217;de ki işletmelerin yüzde 99.8&#8242;ini KOBİ&#8217;lerin oluşturduğu göz önüne alınırsa, ilk girdiğiniz işyerlerinin şirket sahibi tarafından yönetilen bu küçük ya da orta boy işletme olması da çok olası. Burada edineceğiniz iş yaşamı kültürü, geleceğinizide önemli ölçüde şekillendirecektir. Bu nedenle, evet denemeden göremeyeceksiniz belki, ama patronunuzu doğru seçin. Patronunuz size aşağıdaki kriterde sorun çıkarıyorsa, yol yakınken dönmenizi tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DUYGUSALLIK ve PROFESYONELLİK</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı patronlar duygusaldır. Bunlar karar ve yargılarını duygularına göre verdikleri için iş hayatında olması gereken küsme, kafayı takma, kinlenme gibi geçici olması gereken duyguları uzatırlar ve yoğunlaştırırlar. Böyle patronlara denk gelirseniz, parayı ve kariyeri düşünmeden ayrılın. Taviz  vermeyen bir yapınız varsa,önünüz şimdi olmasa bile sonra&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle okul sonrası ilk iş tecrübeleri, hayatınızın kalan kısmında ne yapacağınız ve nerede olacağınızla birebir ilintilidir. Türkiye&#8217;de ki işletmelerin yüzde 99.8&#8242;ini KOBİ&#8217;lerin oluşturduğu göz önüne alınırsa, ilk girdiğiniz işyerlerinin şirket sahibi tarafından yönetilen bu küçük ya da orta boy işletme olması da çok olası. Burada edineceğiniz iş yaşamı kültürü, geleceğinizide önemli ölçüde şekillendirecektir. Bu nedenle, evet denemeden göremeyeceksiniz belki, ama patronunuzu doğru seçin. Patronunuz size aşağıdaki kriterde sorun çıkarıyorsa, yol yakınken dönmenizi tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DUYGUSALLIK ve PROFESYONELLİK</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı patronlar duygusaldır. Bunlar karar ve yargılarını duygularına göre verdikleri için iş hayatında olması gereken küsme, kafayı takma, kinlenme gibi geçici olması gereken duyguları uzatırlar ve yoğunlaştırırlar. Böyle patronlara denk gelirseniz, parayı ve kariyeri düşünmeden ayrılın. Taviz  vermeyen bir yapınız varsa,önünüz şimdi olmasa bile sonra tıkanacaktır.</p>
<p><span id="more-493"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ACELECİLİK</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı patronlarda acelecilik hastalığı var. Oyuna gelmeyin. Her işe harcanması gereken belli bir mesai vardır. Bir saatlik işi yarım saatte teslim etmeye kalkarsanız, işinizin kalitesi düşer ve emin olun, kalitesi düşen işin tek sorumlusu yine siz olursunuz.  Hani bazı ürünler vardır, pahalıdır ama değer ya o fazla paraya&#8230; Aynı şekilde sizin işinizin de zaman ile ödenen bir bedeli olmalı. Herkesin 1 saatte teslim ettiği işi 2 saatte teslim edin ama o kadar iyi edin ki, kimsenin kalitesine söylecek sözü olmasın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MORAL KIRBACI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sevimsiz patron taktiklerinde biri de, aslında sizden kaynaklanmayan sorunları,sanki sorumlusu sizmişsiniz gibi lanse ederek moralinizi bozmaktır. Birçok patron bunu stratejik bir şekilde yapar. Yüzünüze karşı başarısız olduğunuz söylenmez, sorunlar ve çözümler doğrudan konuşulmaz ama belli zamanlarda belli şekillerde söylenen sözler, yapılan imalar, size başarısız olduğunuz hissini verir. Kendinizi sorumlu hissedip moraliniz bozulduğunda kendinizi bir anda hakkınızı arayamaz, zam isteyemez, her şeye boyun eğen bir noktada bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>AŞIRI YÜKLEME</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Patronunuz üzerinize iş üstüne iş yükleyip sonra gece geç saatlere kadar çalışmanızı &#8220;normal karşılıyorsa&#8221; hemen söyleyim, yanlış yerdesiniz.  Zaman zaman, örneğin kampanya dönemleri, envanter sayımları, yeni mal partilerinin girişleri gibi zamanlarda sabahlanır bile. Ama sık sık bu başınıza geliyor ve dediğim gibi &#8220;normal&#8221; karşılanıyorsa, gelecekte de bu şirkette sırtınıza semer vuran çok olur.  İşe yeni girmiş olmanız, tecrübenizin az olması gibi faktörlerin hiçbiri bu tertipçi  yaklkaşımın mazereti olamaz.</p>
<p>Tabi bu tavsiyelerimin hiçbiri istisnaları kapsamıyor. Öyle bir işe girersiniz ki, geç saatlere kadar seve seve çalışırsınız. Bilirsiniz ki harcadığınız zaman size bir şeyler katıyor. Sanki iş çıkışı bir kursa gidiyor gibi, kendi şirketinizde öğrencisiniz. Şuna bakın: Tercih hakkı sizde mi? &#8220;Evet&#8217;se devam, &#8220;Hayır&#8217;sa tamam&#8230;</p>
<p>Yçnetim Eğitimlerimiz hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2F493%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/493/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyer Koçluğu: Hayatta Bir “Es” Vermek…</title>
		<link>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-hayatta-bir-%e2%80%9ces%e2%80%9d-vermek%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-hayatta-bir-%e2%80%9ces%e2%80%9d-vermek%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altan Özen</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer koçluğu]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.egitisim-blog.com/?p=2112</guid>
		<description><![CDATA[<p>Ne kadar doğrudur bilmem ama bir <strong>günü artık 24 değil 16 saat olarak yaşıyormuşuz. Her şey hızlanmış…</strong></p>
<p>Bunu hissetmeyen yoktur herhalde, sanki zaman koşarak giderken avuçlarımızdan, yapılacaklar listesinde kalem kalem işler sırasını bekliyor üstlerinin çizilmesi için … ve bir günden diğer güne devirle kapatıyoruz günü belki de çoğumuz. Hep, “daha fazlası olabilir mi acaba?”sorusunun cevabı peşindeyiz. Çok seviyoruz zaman yönetimi , stres yönetimi gibi kavramları. Hep acelemiz var, hep bir yerlere yetişme kaygısı… ya da bir şeyleri eksik bırakma, birilerinin arkasında kalma, bir şeyleri kaçırma kaygıları…<strong> Zamanımı boşa geçirmeyeyim, her anım dolu olsun, pişmanlık  yaşamayayım düşünceleri de alabiliyor bazen bu kaygıların yerini.</strong> Modern insanın vazgeçilmez kısır döngüsü içinde günler bir biri ardı sıra geçiyor…</p>
<p>Bir yandan işimi yaparken bir yandan hep kollamak durumunda hissediyorum&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne kadar doğrudur bilmem ama bir <strong>günü artık 24 değil 16 saat olarak yaşıyormuşuz. Her şey hızlanmış…</strong></p>
<p>Bunu hissetmeyen yoktur herhalde, sanki zaman koşarak giderken avuçlarımızdan, yapılacaklar listesinde kalem kalem işler sırasını bekliyor üstlerinin çizilmesi için … ve bir günden diğer güne devirle kapatıyoruz günü belki de çoğumuz. Hep, “daha fazlası olabilir mi acaba?”sorusunun cevabı peşindeyiz. Çok seviyoruz zaman yönetimi , stres yönetimi gibi kavramları. Hep acelemiz var, hep bir yerlere yetişme kaygısı… ya da bir şeyleri eksik bırakma, birilerinin arkasında kalma, bir şeyleri kaçırma kaygıları…<strong> Zamanımı boşa geçirmeyeyim, her anım dolu olsun, pişmanlık  yaşamayayım düşünceleri de alabiliyor bazen bu kaygıların yerini.</strong> Modern insanın vazgeçilmez kısır döngüsü içinde günler bir biri ardı sıra geçiyor…</p>
<p>Bir yandan işimi yaparken bir yandan hep kollamak durumunda hissediyorum çevremdekilerin neler yaptığını… Bir yandan işimi yaparken bir yandan neleri eksik bırakıyorum sorusuna cevap aramam gerekiyor ayakta kalabilmek için belki de… Ammmaannn ipin ucu kaçmasın, aman eksiğim olmasın, aman benimle ilgili olumsuz düşünmesinler, aman başarısız olmayayım…</p>
<p>Bir arkadaşımın şahit olduğu bir olayı anlatışı geliyor aklıma, bu koşuşturmacanın ortasında: tatil için gittiği bir yerde çok özel eşyalar satan bir dükkanın satıcısının müşterilerinin satın aldıkları ürünleri özenle ve ağır ağır paket yapışı… bir sürü kişinin kuyrukta bekliyor olmasına rağmen elindeki işin hakkını vererek yapıyor oluşu ona çok ilginç gelmiş, <strong>“işler orada çıldıradururken beyefendimiz her bir paketi özenle sarıyordu sanki sadece onu yapmak için yaratılmış gibi…”</strong> diye anlattı. “Müthiş huzurlu bir andı onu izlemek…” diyerek devam etti. Hatta ve hatta o kadar etkilenmiş ki bu sahnede gördüğü huzurdan, yaşam şekli haline getirmek için elinden geleni yapacağını söyledi. “yavaş, biraz daha yavaş olmak”</p>
<p>Oldukça hızlandığımız  şu günlerde ihtiyaç duyduğumuz huzuru bulmak için bir yöntem olabilir mi yavaşlamak? Hayatı yavaşlatmaya çalışmak, hayatı bir süreliğine askıya almak, hayata bir “es” vermek, durup bir bakmak istediğimiz yerlere doğru, bazen de dönüp taa içimize bakmak… Belki de uzun zamandır hiç mola vermedik bir yerlere yetişme telaşıyla ama molasız yaşantımızda yapılacaklar listesinde hiç eksilme de olmadı… hep katlanarak uzuyor listenin boyu ve yüreğimizdeki / omuzlarımızdaki ağırlığı. Bu ağırlığı hafifletir mi acaba hayatta verilecek ES’ler?</p>
<p>“Boş Kalma Hakkı” harekatı başlatsak nasıl olur? Hiçbir şey yapmamaya hakkımız olduğunu düşünmek bile iyi gelmeye yetmiyor mu? Bazen, hiçbir şey yapmadan durmaya hakkımız olduğuna inanmak ve bu gerçekle hareket etmek… 1 hafta, 1 ay, 1 yıl  ne kadar süre? Belki de gerçekten bu hakkı kendimize versek 1 hafta bile ya da belki 1 saat bile yetecek yeniden şarj olmamıza. Elimizin gitmediği işlere uzanıvereceğiz bir çırpıda… Kendimiz için kendimize boş kalma hakkı verdiğimizde… Belki de bir türlü yazılamayan yazılar yazılacak, kitaplar çıkacak, projeler sonuçlanacak, sistemler kurulacak, raporlar bitecek; yeniden güçlenip canlanacağız baharla birlikte.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın, <strong>“Haydi hep beraber bir OBLAMOV olalım” demiyorum </strong>(ki bence çok önemli bir kişisel gelişim kitabıdır kendileri) , ama günün ya da haftanın bazı anlarında hiçbir şey yapmak istemediğimizde,  gerçekten hiçbir şey yapmıyor olmanın tadına varalım demek istediğim. “şu an boş kalma hakkımı kullanıyorum” diyebilmek kendime ait zamanlarımda iç huzuruyla; yapılacak kalem kalem işler çıldırıyor bile olsa aklımızda ve ruhumuzda bunların ağırlığını taşımadan.</p>
<p>Neler mi değişecek yaşantımda bu hakkı kendime verdiğimde, belki de hiçbir şey, belki de çok şey ama sanırım denemeden bunu bilmeme imkan yok.</p>
<p>Deneme cesaretini bulabilmek için Engin Geçtan’a kulak verelim:</p>
<p>“…<strong>Çalışkan ve üretken bir insanın içinde her zaman bir koca tembel vardır</strong> ve bence önemli olan bu ikisinin birbiriyle uzlaşıp, çatışmadan birlikte var olabilmeleri. Tembelin egemen olduğu zamanlarda kendini suçlu hissetmeyen insan, kendi zamanının akışı içinde saati geldiğinde, çalışkan ve üretken yanıyla zaten yeniden buluşacaktır. ‘Yapmam lazım’ın yerine ‘yapmak İstiyorum’u koyabildiğimizde, ‘Yapmam lazım’ın insana yaşattığı, ‘kendine karşı işlenmiş varoluşsal suç’un gerilimi söner, ‘yapmak’ yerini ‘olmaya’ bırakır. Ancak, günümüz dünyasında pek çok insan, üst – sistemlerin şartlandırmaları ve beklentileri sonucu, yaparak varolabileceği yanılgısını yaşamakta…”</p>
<p style="text-align: right;"><em>Hayat, Engin Geçtan, metis yayınları, s:57</em></p>
<p>Kariyer Koçluğu programımız hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.</p>
[contact-form]
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.egitisim-blog.com%2Fkariyer-koclugu-hayatta-bir-%25e2%2580%259ces%25e2%2580%259d-vermek%25e2%2580%25a6%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.egitisim-blog.com/kariyer-koclugu-hayatta-bir-%e2%80%9ces%e2%80%9d-vermek%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
