Sadece bir kaç yatırımcı ne satın aldığını biliyordu,coğunun tek bildigi,aldığı şeyin yeni olduğuydu
richard sennett
Ekonomik kriz 20. yüzyilda bir kültür halini almış durumda. Buna sebep ise insanların ne olduğunu bilmeden alıp satması. Son zamanlarda insanların bu alıp sattığı şeylere ekonomistler terim anlam olarak “taşınabilir değerler” diye isimlendiriyor.
Bizim anlamanız gereken ise Türk borsasında aldığımız bir hisse senedini, aynı gün içersinde ister New York borsasında,ister Yokyo ister Madrid borsasında satabilme keyfiyatımız. Aslında “keyfiyat” yerine macera tutkusu ya da dünyanın sonunu getirme çabası da diyebiliriz. Neden? Çünkü;siz ne aldığınızı bilmediğiniz o kağıtlarla oynayıp tomarla para kazanırken, maliyetini dünya ekonomisi ödüyor.
Şimdi diyeceksiniz ki biz özgürce hareket etmeden önce de kriz oluyordu. Evet oluyordu. bu alım satım işlemleri kısıtlıyken 1945-70 yılları arasında dünyada 58 kriz oldu, lakin 70′den sonra bu finansal kısıtlamaların kaldırılmasından sonra olan kriz sayısı 378. son yaşanan krizi önceden gören ekonomi babamız David Harvey bu finansal serbestlik hala daha devam ettiği için 2014′de daha ölümcül ve süründürücül bir kriz olacağını iddaa ediyor.
O kadar kriz de kriz dedim. Bari bir kriz hikayesi paylaşalım.
Sene 2001. Arjantin ekonomisi patladı patlayacak. Ülke finansal kumarbazların elinde oynatılıyor. Başrollerde IMF ve dünya bankası, onlara eşlik edenlerse kara vijdanlı bol bol nakit sahibi yerliler. Bunlar oyuna ülkenin parası pesoyu değerli tutarak başladılar. Maksat belli; ülkede üretilen ürünler yerine uluslararası şirketlerden mal almak,çünkü daha karlı. Bu arada bir anda çok fazla değerlenen peso hemen dolara çevrilip ülke dışından gelen mallara yatırılınca fabrikatörler tüccar oluvermişti. Haliylen fabrikalar üretimi kesmişti. Oyun artık zevk vermeyince, ülkede sahiplenecek başka bir şey kalmayınca çok kıymetli peso gene bir gecede 4 kat değer kaybediverdi. Plan tıkır tıkır işliyordu. Tabi ki bunun olacağını çoook çok önceden bilenler askerinde yardımıyla zırhlı araçlara 40 milyar doları yükleyip ülke dışına kaçırdılar.
Ertesi gün hemen bankalara koşan halkın parasını çekmesi yasaklandı. Slogan belliydi. “Vatan sağolsun.” Lakin bir süre sonra halk tango yapmaktan vazgeçip tangoya gelmedi. 21 aralık günü halk isyana başladı. Milyonlarca kişi Buenos Aires’i ele geçirdi. Ağızlarında tek bir slogan vardı: “Hepsi gideek” ve başardılar da. 3 hafta sonra devlet başkanları ülkeden kaçmak zorunda kaldılar. Yeni yönetimin ilk açıklaması: “IMF’ye borçları ödemeyeceğiz.” oldu. sonrası malum, kapanan 200 fabrika işçilerin kooparatifleştirmesiyle halkın eline geçti. Üretim ayağa kalktı.
Kriz, yaratıcı ve mücadeleci bir şekilde aşılabildi.
Finans Eğitimlerimiz hakkında bilgi almak isterseniz formu doldurabilirsiniz.