Eksi puan verArtı puan ver
+24 puan
34 oy
Loading ... Loading ...

Share

Okuldan mezun oldun, heyecanlısın. Biliyorum, dünyayı değiştireceksin. Fight Club izlemişsin, Ayn Rand okumuşsun. Tamam diyorsun ben bu dünyayı değiştiririm. Dur bak ben ne yapıyorum şimdi. Başlıyorsun çalışmaya bir bankada, bir şirkette ne biliyim bir reklam ajansında. Çok mutlusun, bir şeyler kazanıyorsun, insanlar yavaş yavaş seni ciddiye almaya başlıyor. Kendini bir şey zannediyorsun. Zannet zaten, sen bir şeysin(!). Sabahlara kadar çalışıyorsun. İş güç derken yıllar geçiyor. Terfi alıyorsun. Mutlusun, çalıştım, kazandım diyorsun. İşyerinden ya da benzeri bir işyerinden bir kadınla evleniyorsun, çocuk yapıyorsun. İyi kötü yaşayıp gidiyorsun işte. İşin var prestijli, eşin var güzel, bir de çocuğun. Tamam işte budur diyorsun.

Diyor musun? Çocuk parklarında eğlenceli zamanlar geçiriyorsun. Gibi. Karını çok seviyorsun. Gibi. En azından dışarıdan öyle görünüyor. Ne hoş çift değil mi, ay ne…

Eksi puan verArtı puan ver
+31 puan
31 oy
Loading ... Loading ...

Share

(Tuğçe’ye katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. 2. Bölüme de değerli katkılarını bekliyorum. Nasıl? Yeteri kadar johny-deep-lomatic oldu mu:)

Ne dedik en son? Yahu sen kendini değiştiremiyorsun bari dünyayı değiştir. Bu basit bir Darwin ilkesine dayanıyor aslında. Etki-Tepki kuralı. Bir sandalyeye sen ne kadar oturursan o da sana o kadar oturur. Bunun Türkçesi “ateş olsan cürümün kadar yer yakarsın“. (Cürüm ne demek diyen okuyucular için bkz: cürümün kadar).

Peki bunu nasıl başaracaksın? Yani dünyayı nasıl değiştireceksin. Şimdi bu benim cici kişisel gelişim kitaplarım şunu der, önce bak bakalım dünyayı değiştirenler nasıl değiştirmiş, biyografilerini oku, ezberle, sen de aynını yap, sen de kazan. Dedik ya bu kitapların en yanılgılı, en yangınlı tarafı genellemeleri.

“Ama, ama ben aynı adam değilim ki!”

Burada kaçırılan nokta şu, bu adamların hiçbiri bu tip kitaplar…

8 Haziran 2009 |
Yazar: OzgurDogan
Eksi puan verArtı puan ver
(henüz oy yok)
Loading ... Loading ...

ShareYerin mi dar? Kimin değil ki? Topu topu 80 sene yaşayacaksın, bunun ilk 20’siyle son 10′unu sayma, sana kılçıksız bir 50 sene kalıyor. Koskoca 50 sene. Uzaktan fazla gibi görünüyor ama yakınlaşınca “su gibi” akıp gittiği herkes tarafından bilinir. Hadi o su gibi kısmına da 10 sene koyalım. Etti 40 sene. Elinde 40 sene var. Su gibi akıp gitti de diyemeyeceğin 40 sene. Bir daha düşün bakalım, cidden yerin dar mı.  

Yarın, hatta belki de şu saatte, istediğin olabilirsin. Hayatın en güzel ama en berbat tarafı da bu. Seçim yapmak zorundasın. Pizza mı yesem, köfteyle mi yetinsem; arabayla mı gitsem metroyla mı; mavi süveteri mi alsam kırmızı pantolonu mu; şurda mı işe girsem yoksa buranın teklifini kabul mu etsem… Seç, beğen,…


Web Analytics